.: Sivil toplum etimolojisi

Kavramların, terimlerin birbirleriyle birtakım organik ilişkileri varsa, yahut birinin öbüründen doğmuş olması gibi genetik ilişkiler söz konusuysa, aynı köklerden getirmek faydalı bir şey. Çünkü o kavram insanın zihninde bir takım, bir aile halinde duruyor. Biz Türkçede birçok terimi, kavramı birtakım yabancı dillerden başka başka zamanlarda çevirip, adapte edip kullandığımız için, bu aileler tam olarak oluşamıyor. Şimdi “sivil toplum” diyoruz; İngilizcede civics diye bir kelime var. Nedir civics, ne diye çeviririz Türkçeye? Bu, bizim okullarda “yurt bilgisi” dediğimiz şeydir. İngilizce konuştuğumuz zaman civil ve civics arasındaki bağlantı belli; ama Türkçede bunu tam çıkaramıyoruz. Citizen da aynı kökten geliyor, biz buna ne diyeceğiz, “yurttaş” diyeceğiz. Burada hiç değilse “yurt bilgisi” ve “yurttaş” ile, iki tane “yurt”lu lakırdıyı tutturduk. İngilizcede ya da Batı dillerinde bütün bunlar cityden geliyor. Biz buna “kent” veya “şehir” diyeceğiz. Dolayısıyla “kent, yurt, sivil” diye, biri öbürünü çağrıştırmayan, bir anlamda biri diğerini üretmeyen kavramlarla konuşmak durumunda kalıyoruz. Tabii buradan başka şeyler de türetmek mümkün; civics, “t”nin “v”ye dönüşmesi; civil kelimesini biraz uzatınca, karşınıza civilisation çıkıyor. Bu da o kökten türeme bir şey. Peki buna ne diyeceğiz; “uygarlık” diyeceğiz; ya da konuştuğumuz Türkçeye göre “medeniyet” diyeceğiz. Şimdi yine ötekilerle hiç alakası olmayan bir şey çıktı, aralarında etimolojik bir ortaklık yok. Bugünkü konumuz sivil toplum, orada gördüğümüz şeyler; ama Türkçede pek çok terminoloji meselesinde böyle bir sorunla karşılaşırız. Kavramlarıyla vs. uzun zamanda oluşmuş bir Batı dünyası var. Sen, bir tarihten sonra o dünyanın içine girmeye kalkıyorsun, bunu da büyük ölçüde tercüme ederek girmeye teşebbüs ediyorsun; 1890’da bir şey deniyor, 1910’da başka bir şey deniyor, arada Öz Türkçe gibi sorunlar da var, sonunda içinden çıkılmaz bir hale geliyor.

Cite kelimesi Latince; bu terimler Batı medeniyeti içinde zamanla oradan çıkmış. Mesela civilisation gibi bir kavram bayağı yenidir, tam bilemeyeceğim ama 17. veya 18. yüzyılda oluşturulmuş bir kavramdır. Mesela kullandığımız kelimelerden biri olan “ideoloji”yi, Fransız ansiklopedistler 18. yüzyılda idea lafından türetmişlerdir. Bazı modern şeyler görülmeye başlanıyor, ama onu anlatacak bir kelime yok. İşte o zaman Batı Avrupa yeni bir kelime üretecekse, Yunan ve Roma’ya saygısından ötürü muhtemelen o dillerin kelimelerinden birşeyleri seçip yapıyor. Daha önce olmayan yeni bir aleti, mesela telefonu icat ettiğimiz zaman bir isme ihtiyaç var, aynı, ideoloji
için yeni bir kavrama ihtiyacımız olduğu gibi. Peki nereden bulacağız? İçinizde Yunanca veya Latince bilen ver mı? Genellikle bildiğimizi sandığımızdan daha çok biliriz bu dilleri. Çünkü birçok lakırdıyı söylerken farkında olmadan Yunanca veya Latince konuşuruz. Mesela telefon; “tele” Yunanca uzak, “fon” da ses demek. Yunanca şarkıda adam “kardiyamu” gibi duygusal laflar söyler, bu “kalbim” demektir; biz de “kardiolog”a gittiğimiz zaman, ya da “kardiyografi” ektirdiğimizde Yunanca “kalp” demiş oluruz, ama bilmeyiz Yunanca olduğunu.

Peki Yunanca’da “kent” nedir? İstanbul’un “bul”u nereden geliyor? İstanbul “Konstantinopolis”ten bozma değil, “İstinpoli”den geliyor; to the city ya da in the city, yani “kente” ya da “kentte” anlamında. Adamlar “istinpoli istinpoli” diye konuşurken bu, şehrin adı sanılmış. Öteki Konstantinopolis’i zaten “Konstantiniyye” diye çevirmişiz. Evet, polis bunu Yunancası. Bu kavramdan ne gelmiş günümüze dediğimizde, hemen “polis” deniyor! Peki, başka? Polis de yine 18. yüzyıl Avrupasının bir icadı; kentte, mesela Londra kentinde güvenlik sağlayacak olan zabıta. Sonra bu isim bütün dünyaya yayılmış. Bugün hâlâ kullandığımız başka neler geliyor? “Politika” tabii… Politics, political… Dünya için önemli bir kavram. Bir de, hafifçe yolunu sapmış bir kelime olan polite… Nedir bu? Nazik, kibar, terbiyeli… Aynı çağrışımlar civil için de geçerlidir. Demek ki kent, terbiyelilik, görgü, nezaket kaynağı. Buna bizim kendi dilimizde bir karşılık bulabilir miyiz? Evet, “medeni”. Medeni, Medine’den geliyor. Yani, yine şehir. Demek ki bayağı evrensel bir kavrayış bu; medeniyetin kentten çıkarak gelişmesi gibi bir şey. Araplar kendi tarihi yaşantıları içinde bu sonuca varmışlar ki medeni demişler. Biz de onlardan almışız, böyle kullanıyoruz. Bir yandan Avrupalılar da, zaten birer kent medeniyeti olan Yunan ve Roma medeniyetlerinden bu kavramı geliştirmişler. Peki uygar nedir? Bilinen ilk Türk yazısı Orhun anıtları nerede? Uygurların bulunduğu yerde. İşte oradan benzeterek “uygar” demişiz. Bu etimolojiler ilginç tabii. Mesela bir Amerikalı, bir Norveçli, bir İsviçreli için, yine etimolojisi, kelime kökeni ya da arka planıyla düşüneceksek, kentli medeniyet için buradan gelmek yeterli. Ama kelimeleri bizim kullandığımız şekliyle medeni olabilmek için, galiba bir de Uygur olmak gerekiyor. Yani bir yerden Türklük bulaşmış olması gerekiyor ki medeni olabilsin. Etnik bir çağrışım bu terimlerin hiç birinde yok, ama Türkçe’de var; çünkü Türk ulusdevletinin kuruluşu zamanında yapılan bu terminolojilerde bulunan kavramlarda devamlı bir etnik vurgu var.

Kent-şehir, uygarlık-medeniyet diyoruz, aslında bir ikilimiz daha var: vatandaşyurttaş. Onun da bir Öz Türkçe olanı, bir de Arapça’dan geleni var. Vatan kelimesi Arapça’dan geliyor. Diyelim ki 1850 yılında konuşuyoruz; vatan neresi desem nasıl cevap verirdiniz? Sivaslıysanız vatan Sivas derdiniz, Çankırılıysanız Çankırı derdiniz. Çünkü küçük, mahalli bir şeydi, vatan. Bizim şimdi kullandığımız country, la patrie anlamını Namık Kemal’le kazandı; “ey vatan” diye Vatan kasidesini yazdığı zaman, Batı’daki bildiğimiz anlamı vererek kullanmaya çalışıyordu. Fransızcası da matrak; kelime la patrie. “La” olduğuna göre, dişi. Halbuki patrie lafı, pater’i vs. düşününce erkek çağrışımı yapıyor. Ama Fransız ihtilalinden sonra özellikle “la” ağır basmıştır. Bu, Fransız dilinin gramerinin bir özelliğidir. Ama vatanı dişi yapmak gramerden ötürü değildir, yeni milliyetçilik anlayışına daha uygun gelmiştir. Meşhur Fransız ressamı Delacroix’nın bir fransız ihtilali tablosu vardır (La liberté guidant le peuple-1830). Muhtemelen arka planda La Marseillaise çalınıyor, resim olduğu için kulağımıza gelmiyor! Başlarında üç renkli bayrak olan insanlar barikatlardan sıçrayarak gelirler, bir de onların arasında göğüsleri herhalde koşmaktan dışarı uğramış kadın vardır ki ona Marianne adı verilmiştir. Marianne bugün Fransa’nın bir tür sembolüdür, Amerikalıya Sam Amca denildiği gibi. İşte Marianne la patriedir. Tabii Namık Kemal 1860’larda Vatan kasidesini yazdığı sırada Müslüman memlekette kadın orasını burasını açamayacağı için “ey vatan git Kâbe’de siyaha bürün” diye çarşaf giydirmiştir vatana! Ama böylece bu vatan kavramı öne çıktı: Bizim Batı medeniyetine nüfuz etme mücadelemiz ve onun bir aşamasında elimizde hangi malzeme varsa oradan terimler çıkararak vatan dememiz…

Ondan sonra Ziya Gökalp’e geliyoruz. Fransız ansiklopedistler ideoloji lafını icad etmişler, ama varolan Osmanlı dilinde ideal diye bir kavram yok. O da düşünüyor: İdeal idea’dan oluşmuş, e bizde de “fikir” var, o halde “mefkûre” diyelim, o da ideal anlamına gelsin. Bir kere en başta “kavram” kavramı olmadığı için, onu yapmak zorunda kalıyor Ziya Gökalp. Yine Arapça’da ifham-tevhim gibi köklerden “mefhum” diye yeni bir kelime türeterek yapıyor bunu. O bakımdan Türkçe ilginçtir; bizim Arapça’dan alınmış fakat Arapça’da olmayan “mefkûre, mefhum” gibi kelimelerimiz vardır. Ama yine “bu da olmadı, bize daha başka bir medeniyet lazım” deniyor; bu yeni medeniyet Öz Türkçe olacak, o zaman mefkûre olmasın ülkü olsun, mefhum olmasın kavram olsun diyoruz ve değiştirebildiğimiz kadarını değiştiriyoruz. Bu arada vatanı da yurt yapıyoruz. Madem bu kadar etimoloji konuştuk, bir etimoloji daha konuşalım, öyle bitireyim; yurt ne demek? Çadır demek. Yani tarih müsait olmayınca, kavramı da tutturamıyorsun. Cité’den civilisation geliyor, ama çadırdan vatan getirmek biraz zor, ters pozisyonlarda kalıyoruz.

Bütün bunlar, kavramsal dünya içinde küçük bir gezinti yapmak içindi. Sonuçta kimse düşünerek, işin teorisini veya felsefesini yaparak oluşturmamış, ama binlerce insanın ortak sağduyusunun sonucu olarak ortaya çıkan şeyler, genelde çok da doğru şeylerdir. Hakikaten city’den civilisation, citizen gibi kavramlar çıkarılması gayet uygun, bunlar kendi aralarında uyumlu bir birlik oluşturabiliyorlar

Murat BELGE

%d blogcu bunu beğendi: