Herkesi anlamak gibi bir huy edindiğimin farkına vardım. Kızmıyorum, küsmüyorum. Anlıyorum af ediyorum. “Ne yapsın” diyorum genellikle, gülüp geçiyorum.

Ama bazen ipin ucu kaçıyor.

Öyle şeylerle karşılaşıyorum ki, “pes” diyorum.

Her gün beklemedik bir aymazlık ile çıkıp geliyor insanlar. Söyleyecek söz bırakmıyorlar. Bu bir süredir ülkede hâkim olan anlayış olarak her yerde kaşımıza çıkıyor. Bu yüzden oturum programlarını izlemiyorum artık. Politikacıların söylevlerine kulak dahi vermiyorum.

Haklarını yememeliyim, bu konuda İslamcıların eline kimse su dökemez.

Tek ayak üzerinde yapmadıkları maskaralık, aymazlık yok. En son bacağını her nerede yaralamışsa milletvekilinin biri, meclisteki arbedede ısırıldığını ileri sürdü. Utanmadan bir de muhalefet sıralarından bir milletvekilinin adını verdi.

Bitmedi, arkadaşlarının yalanına kanan iki bayan milletvekili de başka bir aymazlığa imza atmaktan geri kalmadı. Ellerinde “Köpek giremez” yazılı bir yazıyı kameralara tutular.

Siyasetteki bu yozlaşmanın elbette toplumda bir karşılığı var. Siyasetçi bunu yapabilmeyi toplumdaki karşılığından güç alarak yapabiliyor. Aynı şey yazar, çizerler içinde geçerli.

Adı sanı belli romancıların birçoğu hakkında kulaktan kulağa dolanan “çaldı,” akademisyenler için intihal yaptı dedikoduları ayyuka çıkmış durumda.

Göz önünde, herkesin bildiği siyasetçi, romancı, şair bunları yapınca bu işe yeni soyunanların da farklı olması beklenemez. Onlarda işe oradan, çalarak başlıyorlar.

Üstelik cüretkarca, gözlerini karartarak.

Bu sayfalardan çaldığı sözlerle şiir yazanlar öteden beri olurdu. Görüp güldüğüm çok olmuştur. Ancak son yaşadığım beni güldürmeyi başaramadığı gibi birazda kızdırdı.

Bu son karşılaştığım kabul edilebilirlik sınırını fazlasıyla aştı.

Yukarıda fotoğrafını paylaştığım şiirde kırmızı olan satırlar bu sayfalardan alınmış/çalınmış. Yani benim sözlerim ve imgelerim. İki satır siyah yazılan da yeni genç şairimizin.

Nasıl bir cesarettir bu değil mi?

Üstelik burada bir tek şiirden söz etmiyoruz. Dahası var. Hepsini burada fotoğraf olarak paylaşmanın olanağı olmadığı için bir teki ile yetiniyoruz. Üstelik böyle yazılmış şiirlerden oluşan bir şiir kitabı çıkarmış yetenekli şairimiz.

“Pes” değil mi?

Hemen söyleyeyim beni asıl kızdıran bu değil.

Bu hırsızlığı yapan kişi bir bayan. Bu yanda fotoğraf olarak gördüğünüz şiiri, bu sayfaların iyi bir okuru tespit etmiş, üşenmemiş bu sayfadan alınmış satırları kırmızı ile işaretlemiş ve bana yollamış.

Harika bir iş çıkarmış.

Ben doğrusu bu kadar uğraşamazdım.

Bu fotoğraf bana ulaşınca şaşkınlığın ağır bastığı bir gülme krizine girdiğimi itiraf edeyim. Sonra biraz kendime gelince, sevgili hırsızın cesaretine hayranlıkla, bu fotoğrafı sosyal medyada paylaştım.

Görüp özür dileseydi iyi olurdu, ama ne yalan söyleyeyim gözünü bu kadar karartan birinden beklenecek bir şey değildi…

Ama başka bir şey oldu. Sevgili hırsızım beni sosyal medya masasına şikâyet etmiş. Sayfam geçici bir süreliğine cezalandırılarak kapatıldı.

İnsan hırslarının kölesi olunca her tür rezilliğe bulaşabiliyor. Böyle gözünü karartıp küçülebiliyor. Ama sevindirici olan az da olsa bir utanma duygusunun hala bir yerlerde kalmış olması. Sevgili hırsızımın sosyal medyada yaptığım paylaşımdan utanmış, görülsün istememiş. Kim bilir belki kendine haksızlık ettiğimi de düşünerek şikâyet hakkını kullanmış.

Umarım bu hızla savcılığa da başvurur, görülecek davada kitabının toplatılması kararıyla kendini çalıntılarla dolu kitabından kurtarır.

Yoksa ben yapacağım…

Hasan KAYA
14 Ocak 2017 Cumartesi