Her yerde bir sesi vardı onun;
rüzgârın denize bıraktığı tuz gibi,
akşamın omzuna düşen yorgun bir kuş gibi.
Bir kuytu köşede oturur,
sabaha varmayan geceleri dinlerdi.
Kim bilir,
belki de saçmalıkları severdi gerçekten.
Çünkü insan bazen
en çok kırıldığı yerde güler,
en çok utandığı yerde büyür.
Onun sesi
incir ağaçlarının altına düşen sıcaklık gibiydi,
gecenin içinde usulca açan bir çiçek gibi.
Bir şeyi anlatmaktan çok,
eksik bırakmanın derinliğini taşırdı.
Ve akşam olunca
gökyüzü mor bir denize dönüşürdü bazen.
O sessizce yürürdü sokaklardan,
ceplerinde biraz keder, biraz rüzgâr,
ellerinde kimseye göstermediği kırık aynalar…
Her insan
bir başkasının yarım kalan gecesiydi.
O, karanlığın içinden geçerken
tamamlanacağı sabah ihtimalini taşıyordu içinde.
Hasan KAYA
















