Bazı geceler insan, kendi sesini bile uzaktan duyar.
Sanki yıllardır içinde taşıdığı hayat, ansızın karşısına geçmiş gibi…
Konuşulamayan acılar, yarım bırakılmış cümleler, eski evlerin duvarlarında asılı kalan gölgeler ve zamanla insanın içine çöken sessizlikler yeniden kıpırdanır.

Sessizliğin İçinde Bir Yankı, tam da bu kırılgan eşikte dolaşıyor.
İnsanın hem kendine hem dünyaya yabancılaştığı anların, içe gömülen suskunlukların ve yıllar geçse de kaybolmayan duyguların izini sürüyor. Her metin; hafızanın karanlık odalarında saklanan anıları, geçmişin silinmeyen tortularını ve insan ruhunda usulca büyüyen çatlakları görünür kılıyor.

Bu kitapta sessizlik yalnızca bir boşluk değil; bazen insanın içine çöken ağır bir yalnızlık, bazen unutulmuş bir yüzün hatırası, bazen de yıllar sonra bile içten içe konuşmayı sürdüren görünmez bir sestir. Çünkü insan, en çok sustuğu yerde çoğalır. Ve bazen hayat, söylenenlerden çok söylenemeyenlerin içinde yankılanır.

Kimi zaman uzak bir kasabanın tenha sokağında, kimi zaman geceye açık bir pencerenin önünde, kimi zaman da eski bir masanın başında duran bir insanın iç dünyasında dolaşır bu metinler. Geçmişle bugün, kayıpla umut, kırgınlıkla direnme arasında gidip gelen bir iç yolculuğa dönüşür.

Hasan Kaya, daha önce Sessizlik kitabında susturulanların sesine kulak verirken; Sessizliğin İçinde Bir Yankı’da bu kez insanın kendi içine gömdüğü seslerin peşine düşüyor. Duru, şiirsel ve derinlikli anlatımıyla; yalnızlığı, hafızayı, zamanı ve insan ruhunun görünmeyen yaralarını incelikli bir dille işliyor.

Bu kitap, yalnızca okunacak değil; uzun süre insanın içinde kalacak bir yankı bırakıyor.