Türkiye’de her kesimin, kendini korumak zorunda hissettiği kalesi var. Herkes kendi kalesini koruyup, karşı kaleye gol atmaya çalışıyor.
Bunu yaparken ilkeler, oyunun kuralları hiç önemli olmuyor. O golü atmak için, bütün kurallar ortadan kaldırılabiliyor. Bu, bazen öyle çirkin bir hal alıyor ki, insanlar kendi değerleriyle çelişmeyi bile göze alabiliyorlar.
Kale falan diyince korunması gerekli görülebilecek, kulağa hoş gelen, aslında her kesimin gettosundan başka bir şey değil. Çoktandır, her kesim oluşturduğu, gettolarında yaşıyor. Orada kendini rahat duyumsuyor, orada mutlu…
İyidir kötüdür sorgulanmaz orada.
Çünkü kendilerini iyi duyumsadıkları, yalnız olmadıklarına inandırdıkları yerdir orası.
Dışarıdan her saldırı, o göreceli rahatlığın tehlikeye girmesi olarak algılanır, savunmaya çekilmeyi getirir. Bu savunma içinde dahi, karşı tarafa bir gol atmanın olanağı aranır.
Mümkün mertebe herkes kendi gettosunda, kendi sokağında, mahallesinde kalmayı tercih eder, çünkü karşı mahalleye gitmek çoğu kez olumsuz deneyimler yaşanması anlamına geliyor.
ODTÜ, tartışmalarının yaşandığı şu günlerde bunu bir kez daha görüyoruz. Hükümetin, ODTÜ’yü hedef alan açıklamalarının ardından, gol atmak için bütün gücüyle yüklendiği şu günlerde, muhalefet hemen kalesi olarak gördüğü ODTÜ’yü savunmaya geçti.
Bu tartışma, olayların başlamasına neden olan somut olayın gerçekliğini öğrenme olanağı dahi vermedi. Belki onu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz de…
Onu da geçtim, bu tartışma kültürüyle, olaylara herkesin kendi gettosundan bakışıyla, ülkedeki Üniversitelerin durumunu, ne kadar özgürlükçü ortamlar olduklarını/olmadıklarını, ne kadar bilim ürettiklerini hiç tartışmayacağız.
Çünkü ön kabullerimiz, her şeyin önüne geçiyor.
Benim gibi hayatında hiç üniversite yerleşkesi görmemiş bir kesim, sorsanız nerede olduğunu bile bilmediği, ama bir gerekçeyle özgürlüklerin odağı ilan ettiği ODTÜ’yü savunurken, diğerleri de; her nasıl karar verdilerse ateist, solcu olduğunu ileri sürerek yıkılmasını istiyor.
Bu ön kabullerin; siyasi, ideolojik olduğunu söylemeye gerek var mı?
Yok…
Benim itiraz ettiğim tartışmanın siyasal, ideolojik düzlemi değil elbette, düzeyi.
Siyasal ve ideolojik tartışma, ön kabuller üzerinden sürdürüldüğünde, bu düzeyde bir geriliğe düşmekten kendini kurtaramaz. Ancak somut veriler ve bir kör dövüşü aştığı noktada ufuk açıcı olabilir.
Örneğin bu tartışmada, taraflar nasıl bir üniversite istediklerini ortaya koyabilirdi. Bilimsel, yönetsel özgürlüğü ve özerkliği olan bir üniversite tartışması başlatabilirdi. Bunun ODTÜ’ye olduğu kadar diğer üniversitelere ve ülkenin demokratikleşmesine de katkısı olabilirdi.
Bu haliyle, tartışmanın kimseye bir faydası olmayacağı açık, çoktan yıkılması gereken gettolarımızı koruma amaçlı bu zıtlaşma kutuplaşmayı derinleştirirken, ODTÜ’yü de hedef yapmaktan başka bir işe yaramıyor.

       Hasan KAYA
       30 Aralık 2015 Çarşamba