Benden uzak, kime yakın cumhurbaşkanı…

Cumhurbaşkanlığı seçimleri arifesinde adaylar arzı endam ederken, gündem giderek ısınıyor. Eli kalem tutan herkes bu konuda yazma telaşındayken benim içimden hiçbir şey yazmak gelmiyor.

Çünkü Cumhurbaşkanlığı makamına kimin oturacağının benim yaşamımla doğrudan bir ilişkisini kuramıyorum. Bu makamın halkı, beni temsil ettiğine inanmıyorum. O devleti, devlete egemen olanları, onların salladığı bayrakları temsil ediyor. Biraz da sol yanıma kulak verip bir şeyler söylemem gerekirse; bu halkın içine çekilmeye çalışıldığı kayıkçı kavgası, egemenlerin kendi arasındaki kavgadan başka bir şey değil. Devlete kimin sahip olacağı, önümüzdeki dönem hangi kesimin daha fazla devletin gücünü arakasına alarak nemalanacağının kavgasıdır.

Kendi adına bir şeyler diyemeyenlere uyarak, kendimi bir kenara koyarak, sahip olduğum kimliklerden birini öne çıkarıp, onun üzerinden bir şeyler demeyi de hiç doğru bulmuyorum. Yeri gelmişken, sahip olduğu kimlik ve/veya tarafı olduğu dünya görüşünden biri adına oturduğu yerden sorular soran, görüş bildirenlerin o kesimden kaç kişiyi temsil etikleri sorulsa acaba ne derlerdi çok merak ediyorum.

Bütün bunları duyarsızlığımı örtsün diye söylemiyorum. Dünden bu güne o cumhurbaşkanlığı makamında oturanların pratiklerine de bakıyorum. Ayrımsız hepsinin Çankaya’da kimleri ağırladıklarından başka kimler için bunu yaptıklarına bakıyorum. Çünkü gerçek o ayrıntıda saklı.

Hiç uzağa gitmeden A. Gül’ün Köşkte ağırladığı devlet başkanlarına bakıyorum. Özelikle Afrika’dan gelen, içlerinde savaş suçlularının da bulunduğu devlet başkanlarının ülkelerinde hangi Türkiyeli şirketler iş tutuyor göreceksiniz. Bu ağırlamaların açıktan o şirketlerin desteklenmesi anlamına geldiğini görmemek için insanın kör olması gerekir.

Bir de cumhurbaşkanlarının yurtdışı gezilerine bakalım, o gezilerde uçaklarda gazeteciler ordusu ve işadamları olur. Boşuna halktan kimseyi aramayın. İlla halktan birileri de görmek istiyorsanız, uçak personeli hostes ve pilotlardan başkasını göremeyeceksiniz.

Kimilerinin zorlanarak, birazda yaygaracı, hatta kavgacı bir üslupla “rejim değişecek” diyerek halkı sandığa çağırmalarına hiç katılmadığım gibi, samimi de bulmuyorum. Şu aday gelirse, boyu posuyla rejime ağır yük olur, değişmesine neden olur diyenlere gülüyorum. Eski hamamda eski tasa alışmış çevrelerin, değişeceğinden korktukları bu düzenin neresinden tutuklarını bir türlü anlamıyorum. Çünkü neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Üstelik bilmem farkındalar mı savundukları, değişmesinden korktukları bu rejim 12 Eylül Darbesinin ürünüdür. Darbenin sıcak günlerinde mağdur olanların bu koroya katılarak, rejim değişikliğinden korkması trajik komiktir.

Bu seçimi anlamlı kılan, önemli yapan bir Kürt adayın kendi kimliğiyle seçime katılmasıdır. Bu önemli farklılık, Kürtlerin sisteme entegre olduğunu görmemiz açısından son derece önemli. Belki bir başka önemli nokta da; bir süredir Kürt Hareketiyle birlikte olmayı seçmiş kimi sol parti ve çevrelerin de bu hareketle sisteme entegre olmaya hızla koştuklarının altının çizilmesidir.

Bir önceki seçimlerde İslamcıları sisteme kazananlar, anlaşılan bu seçimlerde Köşk üzerinden Kürtlere kucak açıyorlar. Kucaklaşma çok uzakta değil…

Başka!

Başka daha ne olsun, iyilik sağlık…

Hasan KAYA

Güre, 16 Temmuz 2014 Çarşamba

%d blogcu bunu beğendi: