3

“Hükümet kontrol edemediği bir telaş içinde” tespiti kulağa hoş geliyor. Muhalif köşe yazarları bu tespiti neye dayanarak yaptıklarını açıklamasalar da; bunu gün aşırı yazıp çiziyorlar.

Buna karşılık, Hükümet kanadından bıyık altından gülümseme ile gelen cevap hazır;  “telaş, panik yok…” ardından da, Başbakanın kürsülerden, esip gürleyerek, halka pazılarını gösteriyor.

Ben de bu işten biraz olsun anlıyorsam; halkla bilek güreşine girmek her iktidarın sonu demektir. Başbakanın kendisi bunu bilmese de, çevresindeki danışmanlar ordusu, akıl hocaları, yol gösterenleri biliyordur.

Peki, neden kendisi için tehlikeli olabilecek bu güreşte ısrar ediyor?

Akla ilk gelen ve özelikle muhalif olanların hoşuna giden cevap; “başka çaresi olmadığından” oluyor.

Ama gerçekten öyle mi?

Değil…

Bu, muhalefetin çok hoşuna giden; gitmekte olan bir hükümetin çaresiz sağa sola şuursuz saldırısı değil. Aksine çok bilinçli, yıldırmaya yönelik bir saldırı.

Muhalefetin, hükümetle mücadele edebileceği yasal hiçbir zemin kalmadığında sokaklar muhalefet etmenin tek zemini/mevzisi olurlar.

On iki yıllık AKP iktidarı sistematik olarak kendini denetleyecek, muhalif olacak tüm yasal, anayasal kurumları birer birer tesviye etti. Bu muhalif kurumlar içinde orduyu görmediğimi özelikle belirtmek isterim.

Parlamento, bağımsız yargı, hukuk, Anayasa Mahkemesi, Sayıştay; denetleme ve muhalif omla gücünü çoktan kaybetti.  En son, havuz ve penguen medyasıyla, medyanın da gücü yok edildi, işlevsizleştirildi.

Geriye tek mücadele alanı olarak sokaklar kaldı. Gezi’yle, o alanın ne kadar tehlikeli, hükümet için baş ağrıtacak güç olduğu da görüldükten bu yana, hal edilmesi farz oldu.

Tam da bunun için sokaktaki bu acımasızlık, bu hoyratlık. Görüldüğü gibi korku panikten çok, bilinçli bir saldırı ve yıldırma hareketidir bu bilek güreşi.

Ancak burada hükümetin görmediği, belki bir risk olarak göze aldığı bilek güreşinin nereye evirileceğidir.

Ben kendi payıma, son söz olarak şu kadarını söyleyeyim; şimdiye kadar tarihin yazdığı, halkın bileğini büken bir diktatörlük hiç olmadığıdır.

Hasan KAYA

31 Mayıs 2014 Cumartesi