Son günlerde; “Bize ne oldu böyle” diyerek çok şaşırmış gibi yapanlara şaşırıyorum.

Gözlerin şaşkınlık ifadesini ararken anlamsız bakması, dudakların gereğinden fazla yayılarak o hayret ve şaşkınlık sesini arayışı; söylenene kendilerinin de inanmadığını haykırıyor.

Üstelik hepimiz bal gibi biliyoruz. Bize bir şey olduğu yok. Biz böyleyiz.

Yeni değil hiçbir şey.

Biliyorum ayna karşısında ergenlik sivilcesini sıkmağa benzemez gerçekle yüzleşmek.

Kızanlar binecek küp arasın. Sövmek isteyen sövsün. Yalan değil; söylendiği gibi eğri oturup doğruları konuşmuyoruz.

“Padişahîm sen çok yaşa” demeyi içselleştirmiş bir halkın geleni ağa gideni paşa olur. Günü kurtarmak, keseyi doldurmak hep öncelikli olur.

Adalet Partisi ve Demirel’e 40 yıl katlanmış yetmemiş baba yapmış, tonton Özal’ı, Çiler’i görmüş bu halk şimdi AKP ve Erdoğan’ın başbakan olmasına şaşırıyor, 10 yıldır “göndereceğiz gitsin” diyor…

Ne yalan söyleyeyim; bu bana pekte inandırıcı gelmiyor. Tek inanmayan ben değilim. Toplumun büyük bir kesimi bu hükümetin gelecek seçimlerde gitmeyeceğini bildiğinden şimdiden ona göre davranıyor.

En kötüsü birçok yazar-çizer dışında büyük çoğunluğu da bunu görüyor ve şimdiden ona göre davranıp kalemini konuşturuyor, yağcılığı elden bırakmıyor.

Darbecileri vatan kurtaran kahraman bilen, alkışlayan hazır ola geçenler. Şimdi günde beş vakit namazda niyazda…

Sofradaki zeytini sayamayanlar konuşuyor; büyük laflar ediyor, boyunu ölçüyor. Kimi batılı, çağcıl çağdaştır vize kuyruklarında. Kimi Tanrı dağlarından gelmiş, Hıra dağında bir mağarada soluklanıyor. Her fırsata hicazda, Mekke’de Medine’de…

Yapılması gerekeni yapmayan; üstüne vazife olmayan her işe amir olan ne haddini, ne hakkını aramasını bilir…

Şairin dediği kadar; “korkak, cesur, cahil, hâkim ve çocukturlar” onlar…

Hasan KAYA