Her çocuk gibi benim çocukluğumda sokak arasında koşuşturma ve top oynamakla geçiyordu. Arkadaşlar bir ıslık çalınca ders çalışmayı bırakıp kendimi sokağa atıyor, top oynuyordum. Annem derslerimi ihmal ettiğimi düşünerek beni futbol oynamaktan alıkoymak için her yolu deniyordu.

Bir gün karşıma geçip: “Top oynamak günahtır, otur dersini çalış” dediğinde en bildik sözümü söyledim (hala en çok kullandığım sözdür) “Saçmalama ya” diyerek ben tam kapıdan çıkacakken karşıma geçip durdurdu.

“Kerbala’yı biliyorsun… Yezit önce Hüseyin’i susuz bıraktı, sonra orada kim var kim yok 72 aile ferdini kılıçtan geçirdi. Hüseyin’in başını kesip Şam’a götürdü, o mübarek başıyla top gibi oynadı” derken gözleri dolmuş neredeyse ağlayacaktı.

Sonra kendini toplayıp; “Anladın mı şimdi” diyerek sorup bir cevap vermemi beklemeden kırgın küs; “Hadi git şimdi oyna” dedi.

Dışarda ıslıklar çalıyordu bir biri ardına. Takımlar tamam, maç başladı başlayacaktı.

Ama ben yerimden kalkamıyordum.

Aklımda hep o soru vardı; “İnsan nasıl böyle bir şey yapardı.” Bir insanı öldürmek yeterince vahşiceydi, bir de başını kesmek, sonra o başla top oynamak.

Bu nasıl bir şeydi…

İnsan bu kadar vahşi olabilir miydi?

Çocuk aklım bu sorulara cevap verecek durumda değildi. İnsanın bu kadar vahşi olabileceğini kabul etmek ise aynı akıl ile hiç mümkün değildi. Dünyadan bihaber yaşamıyordum. Birçok şeyin farkındaydım. İnsanın çirkin, katlanmaz yanları da vardı. Ama yine de bu kadarını kabul etmek bana zor geliyordu. Hala da zor gelir…

Bir ara aklım dışarıda ıslık üstüne ıslık çalan beni çağıran arkadaşlarımda, anneme inanmak istemedim. Ancak her Muharrem ayı tutulan oruç, içine düştüğümüz yas aklıma gelince bunun mutlaka böyle ağır acılı bir sebebi olmalıydı diyerek yerimden kalkamadım.

Bu dünyada iki çeşit insan vardı. Bir yiğitliğine yiğit, yoksuldan, zayıftan yana İmam Hüseyin, bir de her tür zalimliği yapabilecek, her tür haksızlığın adamı olabilecek Yezit.

İyi ile kötü.

Hüseyin ile Yezit…

İnsan seçtiği tarafla bilinirdi. Tarafını doğru seçmeliydi insan. Ya iyiden, güzelden yana Hüseyin olacaksın, ya da kötüden, çirkinliklerden yana, zulüm için zalim Yezit.

Son zamanlarda sosyal medyada gördüğüm, bakmakta hep zorlandığım fotoğrafları görünce annem ile aramda geçen bu küçük öykü birden aklıma geldi. Suriye’de, El Kaide ve IŞİD çetelerinin kestiği insan başı ile top gibi oynadıklarını gösteren o fotoğraflar, bakılacak, inanılacak gibi değildi. Bir de bu çetelere; bizden, Türkiye’den silah gönderildiği, hükümetin bizim vergilerimizle bizi suça ortak etmesinin haberleri gelmeye başlayınca ne diyeceğimi bilmez oldum.

Bütün bunlar bana bir daha gösterdi ki kural kolay kolay değişmiyor. Yaşadığımız bu dünyada; iyi insanlar vardı dokunduğunu güzel eden Hüseyin, bir de kötüler kötüsü her dokunduğunu yok eden, işi gücü zulüm olan Yezitler…

Hasan KAYA
24 Ocak 2014 Cuma