Alın teri, emek ve sen…

Dizlerinin üzerine çökmüş az önce mastarı çektiği betona harç şerbetini döküp fayansları diziyor. Fayans aralıkları eşit, ara çizgisi ip gibi düz…

Alışık, becerikli ellerin hüneridir ustalık dedikleri…

Fayansı elinde çeviriyor, doğru köşesini buluyor ve ustaca bırakıyor şerbetlenmiş zemine. Ardından plastik çekiç ile vuruyor, sağa sola kaydırıyor, çizgi aralıklarını eşliyor. Oturtuyor…

“Bu renklerin denk gelmesi lazım” diyor benim soruma cevap olarak. Görmekte zorlandığım renk ve motif farkını gösteriyor. O zaman anlıyorum neden elinde fayansı evirip çevirdiğini.

Motifler belirginleştikçe güzelleşiyor, harcın, çimentonun soğuk yüzü gidiyor. Tamer Ustanın anlından düşen her damla ter renk oluyor. Balkonlar gülüyor, kapı önleri cıvıl cıvıl.

İda Dağında baharı bekleyen bin bir göze, renk, çiçek, bin bir kokulu kekik. Karşı sahil; Ören, Burhaniye; körfezin sularına değerek koşuyor rüzgâr, el ayak buz. Havada Fıstık Çamı, Palamut Meşesi, Zeytin kokusu ve uzak, yalnız sarışın bir öğlen güneşi. Yörük, Türkmen kadınları yere serdikleri şiltelerin üzerine zeytin silkeliyorlar. Yer gök zeytin yeşili, yer gök sen…

Denize, bir taş atmaya koşuyorum içimde. Her sokak dar bir çıkmaz. Yol uzuyor denize ulaşamıyorum. Sırtımı veriyorum, zamana yenilmiş, yarısı göçmüş bir taş duvara, uzaklara gidenlerin türküsünü söylüyorum, eskitemediğim özlemle…

Günü buduyor kış, günler kısa kalıyor, geceler uzun. Yeşil, mavi gözlerinde keder, uzak bir evlat hasreti gibi sessizlik asılı duruyor öylesine…

Kış ortasında, bu soğuklarda çalışmak zor, ağır… Hayat kolay değil işçi adam için. Hiç kolay değil kadın olmak. Sevmek, sevdiğini kabul etmek… Emeksiz yükselmiyor hiçbir yapı, dönmüyor hiçbir çark. Emek, tadı, tuzu her pişen ekmeğin…

“Mustafa, fayans çek” diye sesleniyor Tamer Usta. Yere dizeceği fayanslar azalırken elinin altında.
İki etmiyor Mustafa. Yetişiyor…

Mustafa hafta sonları, her tatilinde çalışıyor. Elleri çimentodan çatlamış, yüzünde ergenlik sivilceleri, parmak aralarında yara…

Beterin beteri var diye mi aldatıyoruz kendimizi, susturuyoruz yüreklerin isyanını. Kabuksuz yaralarda ince bir sızı, her gittiğim yere bende, benimle taşınan.

Tamer Usta, Ortadoğu da ne olup bitiğini, neye varacağını merak ettiğinden soruyor gözünü iş gören ellerinden ayırmadan.
Hünerli mahir ellerinde gözüm, dilimin döndüğünce anlatıyorum.

Yok bizim de farkımız, “İşsizlik” diyorum, “yoksulluk, zorda kalmış adamın son çaresi oluyor başkaldırmak” diyorum ve  anlatırken farkına varıyorum; bizi unutmuşuz kaç zamandır…

 

Hasan KAYA

06 Şubat 2011 Pazar