.: Batı ve Terör…

Neydi ABD başkanının ve İngiliz Başbakanının Irak İşgali öncesi sürekli söyledikleri.

Terörle ilişkisi olmayan “Demokratik Müslüman” bir ülke yaratmak; “Ben istedim oldu” mantığıyla hiç bir şey olmaz. Bunu isteyenler ABD Başkanı ve İngiliz Başbakanı da olsalar kural değişmez. Tarih bu tür iradi mudahalelerle dolu ve yine aynı tarih bu tür girişimlerin her seferinde başarısızlıkla bittiğini yazmakta.

Evet, iddia buydu Saddam Hüseyin rejimi yıkılacak yerine tüm Ortadoğu’ya yönetimiyle örnek bir ülke yaratılacaktı. Bugüne kadar yaşananların ışığında böyle bir amaçlarının gerçekten olup olmadığını bir kenara bırakırsak; bunun şimdilik çok uzak bir ihtimal olduğunu söylemek olanaklı.

Irak işgali, Saddamın iktidardan devirilmesinden bu yana yaşananlar terörün giderek tırmanmasından başka bir işe yaramadı. Ne Saddam yakalanabildi nede işgalin asıl gerekçeleri olan kimyasal silahlar bulunabildi. Aksine bu yöndeki istikbarat bilgilerinin çokda sağlam olmadığı ve çoğunun düzmece bilgilerden oluştuğu ortaya çıktı. İngiltere, İsrail ve ABD tarafından dünya kamuoyunu yanıltmak ve Irak’ın işkali için geçerli bir bahane yaratılması için düzmece belgeler hazırlandığı ortaya çıktı.

Bütün bunlara rağmen bölge ülkeleri ve özelliklede Irak halkı Saddam gibi bir diktatörden kurtulduğuna memnun olmadı değil. Ama bu memnuniyet bir yanıyla kırık birazda ezik bir memnüniyetti.

Müslüman ve Arap halkları İngiltere, ABD ve İsrail tarafından böyle bir işin gerçekleştirilmiş olmasını kabul edemediler. Hala da bunun sıkıntıları yaşanmakta ve yaşanacakta. Tarihsel, kültürel bir çok etmenin birlikte rol oynadığı bu ret ediş kolay aşılacak gibi değil. Bu en azından sıradan Müslüman Arap için çok da kolay kabul edilebilir değil.

Bunun Türkiye’de kabulü bile kolay olmamıştır. Sokaktaki sıradan yurttaş bu savaşın hiç haklı bir yanını görmemiş ve büyük bir çoğunluk bu savaşa karşı çıkarak Birinci Tezkerenin sonucuna doğrudan etkide bulunmuştur.

Irak’a demokrasi götüreceğini söyleyenlerin Türkiye’nin birinci tezkeredeki tavrından son derece rahatsız olmuş ve bunu bir türlü içlerine sindirememişlerdir. Taleplerinde o kadar ileri gitmişlerdir ki bu taleplerin kabul edilemezliğini yabancı basın bile eleştirmiştir. Örneğin: Avusturya’da yayımlanan günlük Der Standard gazetesi, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’in Türkiye’ye yönelik sözlerini sert bir dille eleştirmiştir.

Gazete söz konusu yazısında  “Ancak daha da şaşırtıcı olan, Wolfowitz’in NATO üyesi Türkiye’ye getirdiği suçlama: Her zaman demokrasi, hoşgörü ve özgürlükten bahseden Wolfowitz, TBMM gibi demokratik yollarla seçilmiş bir kurumdan hukuka uygun olarak alınmış kararlarını, ABD talimatı üzerine, itirazsız değiştirmesini talep ediyor” diyerek devam ediyor ve “Wolfowitz’in Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik eleştirilerinin ve ordudan beklentilerinin çirkin olduğu”nu söyledikten sonra şu görüşlere yer veriyor. “Wolfowitz, TBMM’nin kararı konusunda sustuğu ve milletvekillerini hizaya sokmadığı için orduya da atıp tuttu. ABD yönetiminin üst düzey temsilcisinin, demokratik bir ülkede ordunun neredeyse iktidarı ele almasını talep etmesi çok çirkin ve ABD dış politikasının dost ülkelere karşı yeni ve ürkütücü bir şeklini ortaya koyuyor”[i]

Bütün bunlardan sonra söylenebilecek tek söz “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” oluyor.

İstanbul’da art arda patlayan bombalarla terör Avrupa’nın kapısına dayanınca her nedense Türkiye’nin birden bütün Müslüman dünyada tek “demokratik,” “laik” ve batı değerlerine yakın ülke olduğu da anımsandı.

Irak işgalinden önce de Türkiye hiç bir diğer Müslüman ülke ile kıyaslanmayacak kadar demokrat, laik ve batı değerlerine yakın bir ülkeydi. Ne oldu da birden bunlar anımsanır oldu. Irak’ta Müslüman dünyaya örnek teşkil etmesi için yaratılmak istenen demokrasiden neden bu kadar çabuk vazgeçildi bunu anlamak çok da zor değil.

Tek bir tümceyle ifade etmek gerekirse Yalancı kör değilse yatsı da sönen mumu kendisi de görmüştür.

 Hasan KAYA

NOT: Aynı oyunlar bu gün Suriye içinde tezgâhlanıyor olması çok da tesadüfü değil. Yarın neresi için kullanılacak yaşayıp göreceğiz…

 

[i] Gerhard Plott, 10 Mayıs 2003 Der Standard gazetesi, Viyana