Hain, suçlu giden bizdik, kalan biz olduk… 

Ben kendimi bildim bileli, bu ülkede birileri hep hain ilan edildi, birileri hep kötü oldu. Bir delinin parmağı ile gösterdiği o hain, bazen bir şair oldu, bazen bir romancı, bazen de türküleri dilimizde bir ozan…

Oysa öyle korkulacak gibi değildi hiç biri. Hepsi biraz bana benzerdi, hepsi biraz sen gibiydi.

Derin, karanlık listeler yapıldı uzayıp giden. Kimi vuruldu, kimi gözaltında kayboldu. Faili meçhulden sayıldı kimi…

Masallarımız yenildi kara dolu karanlık cücelere.  Öcüler, hainler yeter mi onlara hiç!

Sağımız solumuz bölücü: Ermeni’si, Rum’u, Kürd’ü, Alevi’si bölücü ilan edildi. Solcular, komünistler hiç unutulmadı, hep liste başı kaldı…

Öcülerle büyüttüler, hainlerle uyuttular bizi.

Sorma onlara; dört bir yanımız sarılmış, düşman içindeyiz. El uzatan kolundan oluyor.

Ne iç karartıcı bir manzara, ne korkunç bir karabasan değil mi?

Gözlerimizde karıncalar gezer, düşer göz kapakları yorgunluktan, kapamaya korkarız. Öcüler, hainler, bölücüler binmiş al atlarına cirit atar rüyalarımızda, düşlerimizde dolaşır hepsi ellerini kollarını sallayarak.

Çocuktuk, yakası kolalı kara önlüğün cebi küçük geldi, beslenme çantasında taşıdık evden okula, okuldan eve korkularımızı. Uzun olurdu her gece, yamandı karanlık. Korkularımız sallardı bir yıldızdan diğerine beşiklerimizi.

Evvel zaman geçti geldik bu güne. Korkularımız büyüdü biz küçük kaldık.

Korku yapışınca insanın yakasına yüreklerde ne güzellik kalır, ne başta akıl.

Birer birer göçe zorladık, çıkardık göç yollarına. Önce Süryanileri, Yezidileri, ardından Ermenileri ve Rumları… Gitmeyeni, inat edip ayak direyeni canından bezdirdik, olmadı canını aldık. Dersimde dört dağın orta yerinde bir gülü yetim koyduk…

Hiç yok demeyin. İstanbul’un orta yeri Taksim, 1 Mayıs, Maraş, Çorum, daha dün yandı Sivas…

Her biri kırk yaradır, kırk akılının uğraşıp silemediği karadır anlımıza çalınan.

12 Eylül, kurulan dar ağaçları, işkenceler, uzun sonu olmayan gözaltılar. Sorun anlatsın; Mamak, Metris, Diyarbakır zindanları.

Kolay mı öyle unutmak, Hrant Dink yatıyor hala orada yüzükoyun, ayakkabısının altı delik…

Her giden bizden olan bir şeyleri de birlikte alıp gitti. Çünkü giden bizdik, susan biz.

Korktukça susarak ve sustukça korkarak çoğaltıp büyüttük içimizdeki tenha sokakları, boş meydanları.

Hain, suçlu giden bizdik, kalan biz olduk…

Hasan KAYA
4 Ekim 2009