Kapı eşiği, modern yaşamın unuttuğu en eski yerlerden biridir. Ne bütünüyle içeridedir ne de tümüyle dışarıda; ne mülkiyetin eksiksiz egemen olduğu alan ne de başıboşluğun. Bir geçittir kapı eşiği; durmayı, bakmayı, karşılaşmayı zorunlu kılan bir aralık. Onu ilk gördüğümde, bir canlıdan çok böyle bir aralığın kendisiyle karşılaşmış gibiydim. Varlığı, hızla tüketilmeyen bir yaşamın, sayıya indirgenmemiş bir ölümün sızısını taşıyordu. Annesinin ardına düşerek yürüyüşü yalnızca biyolojik bir yakınlık değildi; kuşaktan kuşağa aktarılan kırılgan bir yaşam bilgisiydi. Hayatta kalmanın sessiz öğretisiydi bu. Kapımın önünde duruşuysa bir istek değildi; bir çağrı hiç değildi. O bakışta, insanın çoktan yitirdiği bir yeti vardı: sahiplenmeden, kurtarmadan, ad koymadan tanıma.
Tam da burada bağ dediğimiz şey belirir. Modern aklın yoksullaştırdığı kavrayışa karşı, sessiz ama dirençli bir biçimde. Bugünün daraltılmış dili içinde bağ, çoğu kez bir sözleşmeye, karşılıklı yükümlülüklere ya da ölçülebilir bir duygusal yatırıma indirgenir. Oysa bağ, ne hukuki bir metne sığar ne de ruhbilimsel bir sahiplenmeyle açıklanabilir. Bağ, Marx’ın işaret ettiği anlamıyla, insanın dünyayla kurduğu özdeksel alışveriştir; doğayla, emekle, öteki canlılarla girilen karşılıklı dönüşüm sürecidir. İnsan dünyayı dönüştürürken, dünya da insanı biçimlendirir. Bu çift yönlü devinim, yaşamın asıl dokusunu örer.
Bu nedenle sokak hayvanlarıyla kurulan ilişki rahatsız edicidir. Çünkü bu ilişki, kapitalist düzenin tanıdığı kalıplara uymaz. Metaya dönüşmemiştir; alınıp satılmaz, güvencelenmez, sınıflanmaz. Sahiplik belgesi yoktur, değer etiketi yoktur, yararlılığı açıkça tanımlanamaz. Yalın hâliyle durur bu ilişki: gündelik karşılaşmalardan, yinelenen bakışlardan, aynı yeri paylaşmanın yarattığı sessiz tanışıklıktan beslenir. Düzen açısından tehlikelidir; çünkü denetlenemez. Ölçülemez, hızlandırılamaz, pazara sürülemez. Bu yüzden ya duygusallaştırılarak zararsız kılınır ya da yok sayılarak bastırılır.
Oysa tam da bu metalaşmamış ilişki, insanın dünyayla kurduğu kökensel bağın bütünüyle kopmadığını gösterir. Sokak hayvanları, modern insanın bastırmaya çalıştığı bir gerçeği sessizce anımsatır: yaşam yalnızca üretim ve tüketim döngüsünden ibaret değildir. Birlikte var olmanın, birlikte dayanmanın, birlikte alışmanın somut bir tarihi vardır. Bu tarih, kapitalist aklın çizelgelerine sığmadığı için huzursuzluk yaratır.
Onlar evcilleştirilmiş canlılardır ama evsizdirler. Bu çelişki, bireysel duyarsızlıkla ya da tekil vicdan eksiklikleriyle açıklanamayacak kadar derindir. Uzun bir tarihsel kopuşun, üretim ilişkilerinde yaşanan köklü bir dönüşümün sonucudur. Evcilleştirme, insanlığın erken dönemlerinde doğayı boyun eğdirmenin değil, birlikte yaşamanın adıdır. İnsanla hayvan arasında kurulan bu uzun soluklu ortaklık, ortak üretim biçimleriyle iç içe gelişmiştir. Hayvan, yalnızca bir araç değil; emeğin canlı bir bileşenidir. Tarlada, göçte, korunmada, beslenmede insanla birlikte devinen bir öznedir.
Kapitalist üretim tarzı bu ilişkiyi kökünden parçaladı. Doğayı insanın karşısına denetlenecek ve sömürülecek bir nesne olarak dikti. Hayvanı ya makineleştirdi, endüstriyel üretimin dişlisine dönüştürdü, ya da işlevsizleştirdi. İşlevi kalmayan, kâr üretmeyen, verim sağlamayan her şey gibi hayvan da düzenin dışına itildi. Sokak, bu dışlamanın yeridir. Ne tümüyle doğaya aittir ne de insan dünyasının korunaklı alanına. Evcilleştirilmiş ama sahipsiz bırakılmış bedenlerin askıda kaldığı bir boşluktur.
Bu yüzden sokak hayvanları, kapitalist çağın çözemediği bir çelişki olarak varlıklarını sürdürürler. Ne yok edilebilirler; çünkü varlıkları insanın tarihsel sorumluluğunu anımsatır. Ne de bütünüyle içselleştirilebilirler. Her gün karşımıza çıkarak, düzenin “tamamlanmış” olduğu savını bozarlar. Onların varlığı, insanın doğayla ve öteki canlılarla kurduğu ilişkinin yalnızca teknik bir mesele olmadığını; sınıfsal, tarihsel ve etik bir boyut taşıdığını durmadan hatırlatır. Bu yüzden sokakta duran her hayvan, sessiz ama dirençli bir tanıklık olarak yaşamayı sürdürür.
Köy yaşamında “sokak hayvanı” diye bir kavramın olmayışı rastlantı değildir. Sokak, kapitalist kentin ürünüdür. Dolaşımın yeridir; metaların, bedenlerin, zamanın hızla akıp geçtiği sert bir çizgi. Köydeyse yol vardır, patika vardır, avlu vardır. Bu yerler geçip gitmek için değil, durup karşılaşmak içindir. Hayvanlar bu alanların her birine yayılmıştır ama dışarıda değildir; yaşamın içindedir. Mülkiyetle değil, alışkanlıkla; yasa ile değil, karşılıklılıkla var olurlar. Bu yüzden köyde ölüm de başkadır. Ölüm görünürdür, paylaşılır, yas tutulur. Yaşamdan koparılmaz; onun içinden geçer.
Kentteyse ölüm bile sınıfsaldır. Bazı ölümler yavaşlatılır, arıtılır, törenlerle kutsanır. Bazılarıysa hızla olup biter: ezilerek, donarak, açlıktan. Kimse görmeden. Bu durum yalnızca hayvanlara özgü değildir; ama en çıplak hâliyle onlarda görünür. Çünkü onların ölümü baştan önemsizleştirilmiştir. “Zaten sokaktaydı” sözü, bir yazgı açıklaması değil; sınıfsal bir yargıdır. Kimin yaşamının değerli, kimin ölümünün sessiz olacağına dair örtük bir karardır bu.
Tam da burada yas siyasal bir anlam kazanır. Yas, yalnızca yitirilenin ardından duyulan özlem değildir; yitimin meşru olmadığını dile getirmektir. Yas tutmak, “bu ölüm gereksizdi, bu ölüm kabul edilemezdi” demektir. Sokak hayvanları için tutulan yas, kapitalist düzenin yaşamı nasıl eşitsiz dağıttığını açığa çıkarır. Çünkü yas, hiyerarşiyi bozar; merkezle kıyı arasındaki sınırı geçirgen kılar. “Rastgele bir canlı” denilerek geçiştirilen bedenin, aslında bir ilişki ağı içinde var olduğunu anımsatır.
İnsanın hayvan ölümü karşısındaki kayıtsızlığı, doğayla kurduğu kopuk bağın yansımasıdır. Doğayı “dışarısı” olarak kuran bilinç, birlikte yaşadığı canlıları da dışsallaştırır. Onları manzaranın artığına, gürültünün eklentisine, kentin fazlasına indirger. Bu bakış yalnızca hayvana zarar vermez; insanın kendisini de eksiltir. Çünkü insan, ancak ilişkiler içinde insan olur. Bu ilişkiler yalnızca insanlar arasında kurulmaz. İnsan doğası toplumsaldır ve bu toplumsallık, insan-dışı doğayı da kapsar.
Edebiyatın buradaki işlevi bu yüzden yaşamsaldır. Yazı, görünmez kılınanı görünür hâle getirir. Sokak hayvanlarını anlatının arka planından çekip merkeze yerleştirdiğinde, yalnızca bir canlıyı değil, o canlının dışına itildiği düzeni de sorgular. Kapı önünde bekleyen bir kedi ya da mama kabının başındaki bir köpek, başka bir zaman duygusunu anımsatır: hızın yerini bekleyişin, tüketimin yerini tekrarın ve dönüşün aldığı bir yaşam ritmini. Bu ritim, kapitalizmin doğrusal ve buyurgan zaman anlayışına sessiz bir karşı çıkıştır.
Roman ve öyküde hayvanlar çoğu zaman insanın vicdanına eklenmiş ayrıntılar değildir; insan-merkezli dünyanın sınırlarını açığa çıkaran figürlerdir. Tolstoy’da at, Jack London’da köpek, Kafka’da hayvan anlatıcı; insanın doğayla ve güçle kurduğu ilişkiye ayna tutar. Hayvan hakları da bu bağlamda yalnızca hukuki bir sorun olarak değil, birlikte yaşamanın unutulmuş etik zemini olarak belirir. Edebiyat, hayvanı korunması gereken bir nesneye indirgemez; insan yaşamının kurucu bir parçası olarak düşünmeye zorlar. Böylece yazı, okuru yalnızca duygulandırmaz; konumunu sarsar, yaşamın kimler için kurulduğunu ve kimin sessizce dışarıda bırakıldığını yeniden sordurur.
O küçük can artık yok. Ama yokluk her zaman silinme değildir. Bazı yokluklar iz bırakır. Fotoğrafı yoktur belki; ama bellekte kalan, görüntüden daha dirençlidir. Annesinin ardına düşüşü, kapı eşiğinde duruşu, bakışı… Bunlar yalnızca kişisel anılar değil; ortak bir yitim duygusunun parçalarıdır. Onun ölümü, tekil bir acı olmaktan çok, yapısal bir eşitsizliğin ifadesidir.
Belki de yas, alışmamayı sürdürmektir. Her gün önünden geçtiğimiz bu eşitsizliği olağan saymamaktır. Yas, hızlanmaya karşı durmaktır; unutmaya karşı anımsamaktır. Sokak hayvanlarının yasını tutmak, insanın kendi yabancılaşmasına karşı verdiği sessiz ama inatçı bir karşı duruştur. Çünkü o sokaklar hâlâ başka türlü bir yaşamın olası olduğunu fısıldar: birlikte, eşitlenmiş bir kırılganlık içinde yaşamanın. Yeter ki o fısıltıyı bastırmak yerine dinlemeyi seçelim.
Hasan KAYA
7 Ocak 2026, Çarşamba















