Toyluk zamanlarımdı, insanın en iyisini, en güzelini yaşamaya hakkı olduğuna inanır, ne kadar güzellik varsa yaşayacağımı, ne kadar iyilik varsa göreceğimi düşünüyordum.

Öyle olmuyormuş…

Durduk yere kimse iyilik görmez, güzelliği yaşamazdı.

Emek harcamak, ilişkilerde samimi olmak gerekiyordu.

Kolları sıvadığım kadar iş tutum, emek harcadım, hak ettiğim kadarını görüp yaşamadım.

Ne eksik, ne fazla; her insan gibi bende iyiliği hak ettiğim kadar gördüm, güzelliği hak ettiğim kadar yaşadım…

İnsan olduğumuz için değil, insan olmayı hak ettiğimiz kadar her şeyi hak ediyoruz.

Gerçeğin bu olduğunu görüp kabullenince her şey yerli yerine oturuyor. İnsanın beklentileri azalıyor. Oturup birilerinin bize iyilik etmesini, güzeli ayağımıza kadar getirmesini beklememeye başlıyoruz.

Her işte olduğu gibi, ikili ilişkilerde de harcadığımız emek kadar bir karşılık görüyoruz…

Haksızlıklar olmaz mı?

Tabi ki oldur.

Bu da hayatın bir başka gerçeği; her zaman harcadığımız emeğin karşılığını görmeyiz. Görmekte zaten mümkün değil…

Az da olsa bir karşılık gördüğümüz de sevinmek gerektiğini öğreniyoruz. Çünkü harcanan onca emeğe rağmen hiçbir karşılık görmediğimiz ilişkileri de yaşıyoruz…

“Her şeyin illa bir karşılığı mı” olmalı diye soranlara içim rahat; “evet” diyorum.

İnsan laf olsun, iyilik olsun diye bir şey yapmıyor. “İyilik yap suya at” lafı sanırım alıkları çoğaltmak için uydurulmuş bir söz dizimi olmalı…

Şimdi çok iyi biliyorum ki her eylemimizle kendimizi çoğaltmaya, birilerinde var olmaya çalışıyoruz.
En çok da sevdiklerimizde var olmak için didinip duruyoruz. Onlar fark etsin, bizi sevmese de beğensin ve bunu hissettirsin istiyoruz…

Sevgi, özelikle “seviyorum” demeler hissedilip, hissettirilerek elle tutulur olabiliyor.

Hasan KAYA

07 Ağustos 2012 Salı