[columns ]
[column size=”1/1″]10 Ağustos 2014 tarihinden bu yana Erdoğan halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanını oldu. 12 yıl başbakanlığıyla kendisini Türkiye ve dünya tanıdı.

Belli kesimleri kızdırdı, belli bir kesimi sevindirdi, sevgisini kazandı ve yüzde 52 gibi ciddi bir oyla seçilerek cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu.
Hakkında çok şey bildiğimizi sandığımız Erdoğan’ın, Aralık’tan bu yana bildiklerimizin hiç denecek kadar az olduğunu gördük. 17 – 25 Aralık operasyonları sonrası ortalığa dökülen telefon tapeleri bildiklerimizin deve de kulak dahi sayılamayacağını gördük. Bir diğer yanını da Gezi olayları sürecinde ve sonrasında gördük…

Erdoğan’ın kendisi ve izlediği, izleyeceği politikalar hakkında daha fazla şey biliyoruz.

Gerçekten öyle mi?

Evet, daha fazla şey biliyoruz. Yolsuzluk rüşvet her türlü kanunsuzluk, kişisel çıkarlarını ülkenin ve halkın çıkarlarının çok üzerinde görmesiyle tam bir koltuk sevdalısı.

Ama siz siz olun, bildiklerinizle sakına övünmeyin. Çünkü eloğlu sizin bildiğimizin mislini biliyor.

ABD, İngiltere, Almanya, İsrail muhtemeldir Rusya ve diğer bir çok ülkenin gizli servislerinin yıllardır Türkiye’yi dinlediği ortaya çıktı.

Dost müttefik fark etmez devletler bir birini dinler. Siyaset bu dinlemeler üzerinden yapılır. Bunda şaşacak bir şey yok.

Şaşırılacak şey bunu hesaba katmamış olmak, gerekli tedbirleri almamış olmaktır.

Hükümet, Erdoğan cemaatin kendisini dinlemesinden şikayet edip ortalığı velveleye verdiğine göre dinlemek hiç de o kadar zor değilmiş.

Cemaatin yaptığını her hangi bir devlet hayda hayda yapar.

Yapmışlarda…

Şimdi biz konumuza dönelim.

Önce şunu söylememe izin verin: Önümüzde ki dönem Türkiye’nin dış politikası hızla değişecek.

Özellikle Ortadoğu’da hiç beklenmedik bir şekilde, düne göre 365 derece farklılık gösterecek bir dış politika çizgi göreceğiz.

Bunun Türkiye hükümetinin iradesi, cumhurbaşkanın gönüllü kabulü ile olmadığı, olmayacağı kesin.

Çünkü bu yeni diş politika o dinlemeler üzerinden şekilleniyor. Buna ihanetin dış politikası da denir mi bilmeyiz ama, Bunun Türkiye yararına olmayacağı çok açık. Bu yeni politika gerektiğinde Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye askeri müdahalesini de kapsayabilir. Bu müdahale söylemeye gerek yok IŞİD’e karşı bir müdahale olacak.

ABD, İngiltere hava desteği vermekle yetinecekler. Kara hareketinde, askerlerinin IŞİD eline geçmesi ve başlarının kör bıçaklarla kesilmesini göze alamadıklarından, o iş korkarız Mehmetçiğe kalacak.

Obama’nın sözünü ettiği Sünni Koalisyon içinde olan Sudi Arabistan ve Katar parasal destek vermekle yetinecekler. Özelikle Peşmergeler, ve PKK üzerinden sürdürülecek kara hareketine Türkiye lojistik destek dışında gerektiğinde kara hareketine de katılmak zorunda kalabilir.

Bazıları için inanılmaz görünse de; Türkiye, Selahattin Demirtaş’ın dile getirdiği PKK ve Peşmerge’ye silah yardımını el altından yapıyorsa hiç şaşırmayız. Peşmerge ve PKK’nin başarılı olmaması halinde Türk Ordusunun bu bataklığa girmemesi kaçınılmaz olacaktır. Bu yüzden de olsa yukarıda sözü edilen yardımı Türkiye yapmak zorunda.

Diş politikadaki bu hızlı değişim rüzgarının bir nedeni, dinlemelerle şekillenirken, diğer nedeni de ekonominin bugün içinde olduğu kötü durumdur. Bu Sünni Koalisyon içinde yer alınarak Katar ve Sudi yardımlarına Türkiye’nin acil ihtiyaç duymasıdır.

Yeni çiçeği burnunda Dışişleri Bakanının Ortadoğu turu da tam da bu politikanın değişimin miladını oluşturacak…

Hasan KAYA
10 Eylül 2014 Çarşamba
[/column]
[/columns]