Eskide yeni hayat…
“Değiştirilmiş tümcelerde farklı insanlar, hep aynı şeyi söylediler. Yeni söylenmiş bir şey belki binlerce yıldır yok. Onlardan bir de kılıktan kılığa girerek; ‘İnsanlar senin ne dediğini bırakır, anladığını alır giderdir’
Daha neler neler…
Başka, aşk demişim, sevda demişim.
Uzak bir hasretin yüreği titreten sessizliğini anlatmışım. Siyaha koşan bir çocuk sesini, benden başka herkese açmış kokan o gül kokusunu.
Şehrin dinmeyen sancısı…
Şehir yaşamı üretimden başlayarak şekillendirdiği yaşam anlayışı ve kültürle demokrasinin hayat bulmasını sağlar. Çünkü şehir kırın aksine, bir birinden etnik ve inançsal farklığı olan
Türkiye’nin karanlık gerçeği
Televizyon izleme oranlarının yüksek, kitap okumanın düşük olduğu bir ülkede yaşadığımızı biliyoruz. Bunu bilmek için TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine gerek yok.
Televizyon mu, kitap...
“Orospuluk bir huydur…”
Annem eskimiş neyi varsa atmaz, biriktirir. Evde dönecek yer bulmak bazen zorlaştığında, “bu ne işe yarıyor” diye neyi göstersem. “Kalsın, lazım olur” der.
O sonra...
İnsan sevdiğine benzer…
İnsan yaşadığı yere benzer, biraz suyu gibidir, deli dolu akar, şurada biraz durgun. Biraz kıraçtır dağları gibi, kupkuru bir yalnızlık içinde, tutunacak dalı yoktur.
Rüzgarlarına...
Gerçekten şaşırdınız mı?
Hepimiz biraz günü kurtarma peşindeyiz, hepimizin yaptığı küçük cari hesaplar var. Hepimiz fırsatları kendi lehimize kullanmayı seviyoruz. Elimize geçen
Hadi eller havaya…
Günü kurtarma, angaje olunan sorunları çözme adına ilkelerin bir kenara itildiği, verilen sözlerin hemen unutulduğu bu ülkede siyasettin başka türlü yapılıyor
Kuşlar su içiyor avuçlarından
Gidince üşüyorum
Bütün vakitler bir birinin aynı
Her şeyi ile bir taşra şehrine benziyorum
Sessiz, biraz da yalnız ve gözden uzak

















