544Kimi yüksek bir yere çıkmaktan, yüksekten aşağı bakmaktan korkar. Bir inşaat iskelesinde onları göremezsiniz. Çatıda, bacada gezmez böyleleri. Yüksek bir binanın balkonuna dahi çıkmaya korkarlar.

Herkes yüksekten korkmaz, kimi de alt katlarda bulunmaktan, tünelden geçmekten, maden ocaklarına inmekten korkar.

Kimi tenha yerlerde bulunmak istemez, tenha yerlerden geçmekten korkar.

Sevmekten, sevilmekten, seni seviyorum demekten korkanlar var. Ladesim lades korkanlar, elleri cebinde susanlar…

Dar zamanlarda, dar yerlerde bulunmaktan, uzanan elden, uçan kuştan, kediden, köpekten, süpürge otundan, kurttan, böcekten korkanları duymuşunuzdur.

Peki, kendinden korkanları hiç duydunuz mu?

Korkmaktan korkanları?

“Olur, mu?” demeyin.

Oluyor.

Bana gelince; beni en çok umutsuz bekleyişlerin soluk yüzü ve gülmekten kaçan, ürkek gözlerin karanlığı korkutur.

Sessiz sinsi bir karanlıktır o. Çare bilmez, çıkış kapısını açmaz. O, bildiğiniz gecenin lacivert karanlığı gibi değildir. Bir çeşit karanlığın kocaman bir kara delik, kör kuyuya dönüşmesidir.

Umutsuzluğun kör kuyusuna düşen insan; doğan günü, gelen aydınlık günleri göremez…

Kimi de, bildiğimiz aysız gecenin karanlıklarından korkar. Daha gün dönerken, kuşluk vakti başlar korkunun ayak sesleri duyulmaya. Gece yarısını bulmadan zaman, korkular büyür. Bazen öyle büyür ki; insan baştan ayağa korku kesilir.

Korkmayın, korkmayan insan yok, korkmadığını söyleyenler var.

Korkusuz olmak sanıldığı gibi övünülecek bir şey değildir. Korku yaşama isteği demektir bazen. Bazen yaşama bağlılığımızın en yalın ifadesi…

Korkmak insan olmanın beş şartından biridir.

Yok abartmıyorum.

Öyle.

Düşününce hak vereceksiniz…

İslam’ın beş şartını ezberden sayanlardan kaçı sayabilir insan olmanın beş şartını?

Hadi isterseniz içinizden saymaya başlayın?

Hasan KAYA

10 Şubat 2011 Perşembe