Bazen çok söze gerek kalmıyor, haberleri izleyip kanı donmuş koltuğa yapışıp kalıyorsunuz.

Bir baba 12 yaşındaki kızını satıyor.

Hem de öyle çok paraya falan da değil. 5 bin liraya.

Yine bir adam, utanmadan o 5 bin lirayı verip o kızı satın alıp cinsel istismarda bulunuyor…

Nerede oluyor bu; hani şu nüfusunun yüzde 98’i Müslüman olan ülke, Türkiye’de…

Hep beraber satan babaya ve satın alan adama yükleniyoruz. Hiç de haksız değiliz elbette.

Küfür eden edene… Asmalı böylelerini diyenlerde varsa şaşmam…

Peki, bu ülkenin yönetenleri, onların hiç mi suçu yok bu olup bitenlerde…

Neden satar bir baba kızını?

Hem de; 5 bin liraya…

Büyük olasılıkla Müslüman, dindar bir babayı bu hale düşüren, bu kadar aşağılık eden nedir?

Bu nedenleri açığa çıkarıp deşifre etmeden sonuç üzerinden söylenecek her söz pek de yerini bulmayacak…

Hiç kimse babayı savunduğumuzu düşünmesin, hiç kimse bu eylemi masumlaştırmaya çalıştığımızı da aklına getirmesin…

Ne olursa olsun yapılan kabul edilir türden bir şey değildir. İnsan aklı ve vicdanı böyle bir olayı kabul etmez.

Ancak bunu salt iki aşağılık adam arasındaki alışveriş olarak sunmakta pek doğru olmaz.

Değil de…

12 Eylül faşist darbesinden bu yana halka dayatılan yaşam ve liberal ekonominin her şeyi alınıp satılır yapan anlayışının bunda bir payı yok mu?

Dindar kuşaklar yetiştirmek adına ülkedeki ekonomik gerçekliğe sırtını dönen, krizlerin teğet geçmesinin edebiyatını yapanların bu tür olayların yaşanmasında payı hiç küçümsenemez…

“Dicle’nin kıyısında bir kurt aşırsa bir koyunu / Gelir de İlahi adalet sorar Ömer’den onu” diyen Halife Ömer’in sözünü anımsatıp bu ilahi adaletin günümüz yöneticileri içinde geçerli olması gerektiğinin altını çizmeliyim.

Üstelik Fırat, Dicle kıyısında kaybolan kuzuların, alınıp satılan kız çocuklarının hesabını sormayı ilahi adalete bırakmadan günümüzün bağımsız mahkemelerince sorulması gerekir…

Hasan KAYA

02 Şubat 2012 Perşembe