Günlerdir böyle geceye açılan pencerelerde yağmur. Odanın loş aydınlığına düşen sesin, sen ve ben… Seninle konuşmak, seninle susmak, uzaklara gidip gelmek; umudun türküsünü dinlemek kadar güzel…

Bu gece böyle uzaklarda bir yanım,  bir yanım özlemin dar girdabında dönerken, hüznüm beyaz duvarlar kadar yalnız. Vakit gece yarısı; ince saz ve ilk kez duyduğum, dinlediğim bir şarkı…

Sevmek diyor, sevmenin güzelliği diyor… Sende seninle sevmenin güzelliğini yeniden keşfediyorum. Yeniden yaşama bağlanıyorum, sana bağlanırken…

Ah o uzak ülke, o uzak şehir, mavisi mavi, yeşili yeşil, tuzu tuz yalnızlık denizi… Yorgun gözlerini uykulara yolluyorum. Gitmesi kolay gelmesi zor yalnızlığımdan dönüyorum.

Mutluluk öyle çok uzak değil artık. Hayatın zorunu yenmiş, uzansak tutabileceğimiz kadar yakın duruyor. Yıllar yılı uzak ve an kadar yakın ve öyle iç içeydi ki sevincimiz ile kederimiz.

Biraz korkarak, daha çok sabırsız, telaşlı açıyorum penceremi geceye. Ellerime değiyor karanlık.

Susuyorum.

Susuyor gece, susuyor gözlerin.

Hiçbir şey yetmiyor şimdi. Suya değen yıldızların kıyıya vuran dalgası, sözcükler, susmalar, dokunmalar hayran hayran seyretmeler. Yetmiyor içten sarmaların olmayınca…

Seninle sensiz, kendimi gecenin kollarına atığım gibi korkusuz ve sana koşar gibi rahat, atıyorum kendimi sokaklara.

Dükkânlar, vitrinler, kapı önleri, duvara omuz vermiş, yaslanmış tezgâhtar kızlar, tüten sigaralar, yorgun demlenmiş çaylar…

Sokaklar hep mi böyle kalabalıktı?

Gelen, giden, duran, ayaküstü laflayıp konuşanlar, avare adımlarım.

Öğleden sonra okul çıkışı, çocuklar koşuyor, çocuklar dizlerinde yara izi. Çocuklar, mavi önlük, kolalı yaka. Kimi oyunbaz, kimi yaramaz. Kurulan her oyunun başı var, sonu yok. Hiç usanmadan başladığı her oyuna çağırıyor beni çocukluğum.

Kaşını çizen yara izini arıyorum çocukların yoksul gülüşünde. Yine zamansız, durup dururken vuruyor özlemin. Yok, diyecek sözüm, yolunu kaybediyor gün. Akşam erken iniyor.

İki söz dizimi arası dile gelmeyen yürek yangını, lal bir devrik cümle aşk.

Geceye açtığım pencereleri kapamadan, yağmurlar yangınlar çağırıyor, ateşlere koşuyorum. Savurmadan asi rüzgârlar; Kaf Dağına açılan şehrin kapısında, Zümrütü Anka kuşu küllerimi eşeliyor…

 Hasan KAYA

22 Nisan 2011 Cuma