Her gazetenin onlarca köşe yazarı var. Siyaset yazanı, kültür sanat yazanı, spor, magazin ve her haltı bileni, yazanı… Ne ararsanız varda, var…

Bunlar yetmiyormuş gibi bir de; din konularında ahkâm kesen, bırakın bu dünyayı ötesini bile avucunun içi gibi bilen, cennetin anahtarını oturdukları köşelerden bize uzatan köşe yazarları türedi.

Yeni yazar profili bütün zamanların ortalamasıdır aynı zamanda… Bu aydınlarımız köşe yazarları yazmakla kalmıyorlar, her akşam bir TV Kanalında karşımıza geçip oturuyorlar.

Âmânda, aman… Nelerde biliyorlar neler.

Hepsi âlemi cihan…

Okurken, TV karşısında oturup izlerken de aklımdan geçen hep aynı; “Aydınımız buysa, bilenlerimiz bunlarsa; bu ülkenin sırtı yerden kalkmaz…”

Bir iki vicdan sahibi kalemi örnek vererek haksızlık ettiğimi düşünebilirsiniz. Ancak bu bir iki isimin genele etkide bulunmadığını siz de biliyorsunuz.

Taraflı, tarafsız, yandaş, karşı olmaları hiç fark etmiyor. Sizin de; “Al birini vur diğerine” dediğiniz çok olmuştur.

Hepsini biliyoruz: Kim iktidar onun eteğini tutuyorlar. Kim erk sahibi (muktedir) onunla yürüyorlar.

Bu, o kadar belli ki; yazdıkları iki yazıdan biri “vur abalıya” misali mazlumu hedef alıyor, olmadı muhalefete yükleniyor.

Diğer yazısı mı?

O, baştan sona magazin…

“Eskiden başkaydı” diyemiyorum, ne yazık ki; hep böyleydi. Çokbilmişin, az inanmışlığından mı bilinmez bu ülkede bir aydın duruşu görmedik…

Şimdilerde “aydın duruşu” dendiğinde; ceketin yenini az yana sıyırmış, sağ el cepte fiyakalı bir duruş geliyor gözlerimizin önüne…

Hani aydın; toplumun, siyasetin bildik, alışık olduğumuz çizgisinden uzak duran, hep olmasa da; çoğunlukla birkaç adım ilerisinde durmaktan korkmazdı.

Ama gelin görün işte hepsi burada.

Şu gazete, dergi köşelerini tutanlar, üniversitelerde Porf, Dr, Doçent, Araştırmacı unvanlı ne kadar “bilenim” diyen varsa; dün topuğunu sertçe yere vuran asker karşısında hazır ola geçenler, şimdilerde bayram şekeri bekleyen çocuklar gibi koşup balkon altında soluklanıyorlar.

Balkondaki cüceler aşağıdan bakana dev gelir. Bundan mı bilmem, hepsinin eteklerinde zil sesi… Ama onlar yine de; o bildik fiyakalı duruş, o bildik laf cambazlığı; ileri demokrasi pazarlıyorlar bize…

Aydın da insan, aydın da elbette korkar.

Korkmasına yok bir sözümüz, ama aydın yüzünü güne, güneşe dönmesini bilen, elinde kalemi korkularının üzerine yürüyen olmalı. Bilmeli, korkularının üzerine gidemeyenler karanlıklarda yitip kaybolurlar, aydınlık bir düş kalır onlar için…

Aydın, en iyi bileni olmalı; ışığa, güneşe arkasını dönenlerin karanlık gölgeleri ile yüz yüze kalacak olduğunu…

Hasan KAYA
01 Temmuz 2011 Cuma