Hayatın yorulmayan akışı…
Küçük bir taşra şehrini geçip kıyıya doğru yol alıyorum. Önce zeytinlikler; yeşil, mavi, sonra o bildik, sokaklarında dolaştığım, alışveriş yaptığım, kafelerinde oturduğum sahil kasabası....
Bir düşten geçiyorum…
Ne zaman konuşsam, evin içinde sesim yankılanıyor. Yalnız insan nasıl konuşur demeyin. Konuşuyor. Üstelik uzun uzun, bağıra bağıra konuşuyor. Masayla konuşuyorum mesela, Geçen gün,...
Kavuşma iklimi…
Habersiz çalıyor kapımı gece, karanlık bir yalnızlığa çağırıyor. Ne yaparsam yapayım kurtaramıyorum, en çok ellerim kalıyor karanlıkta. Kapında durduğum günler geliyor aklıma. Susarak, gitmekle...
Dağlara vuran bahar
1977 Mayısının ilk günü korkularımızın ve acının sağılıp içimize damladığı gündür. Anımsadıkça tüylerimiz diken, gözlerimiz dolu dolu olduğumuz kaç gün vardır böyle. Acılar içine...
.: Hayat çığlık çığlığa…
Hayat her şeye rağmen devam ediyor. Acılara alışıyoruz. Hasretle yaşamasını öğreniyoruz… Günlük hayatın hengamesi içinde kaybolup, yeniden buluyoruz kendimizi. Geçmiş yaşanmışlıklar olur olmaz zamanlarda...
.: Yenildik…
Masada üst üste duran kitaplar okunmayı bekliyor. Odaya her girip çıktığımda elime birini alıyorum. Birkaç satır okuyup bırakıyorum. Sonra gazeteler, dergiler... onlarda öylece duruyor.
Yakında...
Geceyi kapatıp çıkıyorum
“Sensiz olacak” dediğin yerden başlamıştım gitmeye. Gitmem sandığın yerden gidiyordum. Çoktandır farkındaydım, adımın geçtiği yerde, karamsar bir buluttu göğünde dolaşan sessizlik.
Böyle oluyordu.
Bitiyordu.
Hiç beklemediğimiz yerden...
Elveda nasıl denir?…
Hava kararırken, yağmur bulutları havayı olmasından daha da karanlık ederek, içimin rengiyle bir etmeyi başardı. Sokak lambasının loş aydınlığında sallanan kiraz ağacının dalları bir...
.: Bak, bak da utan…
Gece rengini almaya yakın, bir yerde duruyordu. Biliyordum, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Düşlerimi, gecenin karanlık kucağına bıraktım. Döndüm arkamı, gittim. Uykusuz, biraz da...
.: Değmiyor….
Oturduğum yerden dalında sarkan üzümlere bakıyorum. İçimden kaçtır kalkıp gidip birkaç tane koparıp ağzıma atmak geçiyor. Her seferinde erteliyorum. “Ne kadarda tembelim” demeye dilim...
















