Bazen bir siyasal tartışmanın ne hakkında olduğunu anlamanın en iyi yolu, insanların neyi konuşmak yerine neyi konuşmayı tercih ettiklerine bakmaktır. Çünkü siyaset yalnızca söylenenlerden değil, özellikle de üzeri örtülenlerden oluşur. Son günlerde CHP etrafında yürüyen tartışmalarda da buna benzer bir durum yaşanıyor. Ortada hukuki ve siyasal sonuçları olan somut bir meşruiyet sorunu dururken, bazı çevler tarafından tartışmanın giderek kimlik eksenine çekildiğine tanıklık ediyoruz.
Ayfer Karakaya-Stump’un Kamala Harris örneği üzerinden yaptığı paylaşım da bu eğilimin dikkat çekici örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. İlk bakışta Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir seçim deneyimi ile Türkiye’deki güncel siyasal gelişmeler arasında doğrudan bir ilişki kurmak güç görünüyor. Ancak paylaşımın temel mantığı dikkatle incelendiğinde verilmek istenen mesaj ortaya çıkıyor: Bir siyasetçinin etnik, kültürel ya da inançsal kimliği üzerinden yürütülen tartışmaların yanlış olduğu ve bu nedenle Alevi bir siyasetçiye yöneltilen eleştirilerin de aynı çerçevede değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülüyor.
Oysa burada gözden kaçırılan temel bir nokta var. Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelen eleştirilerin merkezinde onun Alevi kimliği bulunmuyor. Tartışmanın odağında, CHP’nin seçilmiş yönetiminin yargı eliyle tasfiye edilmesi ihtimali karşısında aldığı siyasal pozisyon yer alıyor. Başka bir ifadeyle mesele kimlik değil, meşruiyet; inanç değil, siyasal tutum; aidiyet değil, demokratik ilkelerdir. Buna rağmen eleştirileri Alevilik karşıtlığı gibi sunmak, tartışmayı asıl ekseninden uzaklaştırarak başka bir alana taşımaktan başka bir anlam taşımıyor.
Bu durum aslında modern siyasetin en önemli açmazlarından birini görünür hale getiriyor. Kimlikler tarih boyunca dışlanmış toplulukların görünürlük kazanmasının, eşit yurttaşlık talebinin ve siyasal temsil mücadelesinin önemli araçları oldu. Ezilenlerin kendi adlarıyla konuşabilmesi, kendi tarihlerini ve deneyimlerini kamusal alana taşıyabilmesi demokratik gelişmenin ayrılmaz parçalarından biridir. Ancak aynı kimlikler, zamanla siyasal muhakemenin yerine geçtiğinde farklı bir işlev kazanmaya başlar. İnsanlar artık bir düşünceyi doğruluğu üzerinden değil, onu dile getiren kişinin kimliği üzerinden değerlendirmeye yönelir. Böylece siyasal eleştiri yerini aidiyet refleksine bırakır.
Tam da bu noktada ortak kimlik duygusunun nasıl bir siyasal körlüğe dönüşebildiğini görmek gerekir. Bir insanla aynı inanca, aynı etnik kökene, aynı kültürel geçmişe ya da aynı tarihsel deneyime sahip olmak, o kişinin aldığı her siyasal tutumu doğru kılmaz. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Aynı sınıftan gelenlerin sınıfına karşı pozisyon aldığı, aynı halkın içinden çıkanların kendi halkına yabancılaştığı, aynı inancı paylaşanların birbirine zulmettiği örnekler insanlık tarihinin her döneminde görülebilir. Çünkü insanların siyasal konumlarını belirleyen şey yalnızca kimlikleri değildir; aynı zamanda içinde bulundukları güç ilişkileri, çıkar ağları, ideolojik tercihler ve tarihsel koşullardır.
Bu nedenle ortak kimlik üzerinden koşulsuz savunuculuk üretmek, dayanışmadan çok bir tür siyasal akrabalık ilişkisine dönüşür. Oysa demokrasi akrabalık değil hesap verebilirlik rejimidir. Demokratik siyaset, “bizden olduğu için haklıdır” anlayışı üzerine kurulamaz. Tam tersine, en sert eleştirinin çoğu zaman en yakınlarımızdan gelmesi gerekir. Çünkü eleştiri, düşmanlığın değil sorumluluğun ürünüdür. Bir siyasal figürü yalnızca ortak kimlik nedeniyle savunmak, onu insan olmaktan çıkarıp sembole dönüştürür. Semboller ise hesap vermezler; yalnızca kutsanırlar.
Kimliklerin siyasal düşüncenin merkezine yerleşmesinin yarattığı en büyük sorunlardan biri de toplumsal gerçekliğin karmaşıklığını görünmez hale getirmesidir. Toplum yalnızca inançlardan, etnik aidiyetlerden veya kültürel kökenlerden oluşmaz. Aynı zamanda emek ilişkilerinden, gelir dağılımından, eğitim olanaklarından, mülkiyet yapılarından ve güç dengelerinden oluşur. İnsanların hayatlarını belirleyen şey çoğu zaman yalnızca kim oldukları değil, hangi koşullar altında yaşadıklarıdır. Fakat siyaset yalnızca kimlikler üzerinden okunmaya başladığında bu geniş toplumsal manzara giderek daralır. Eşitsizlikler, sömürü biçimleri, iktidar ilişkileri ve sınıfsal ayrışmalar görünmez hale gelirken, bütün tartışma kültürel aidiyetlerin etrafında dönmeye başlar.
Böyle bir ortamda siyaset, toplumun geleceğini kurma sanatı olmaktan çıkar ve kimliklerin birbirini teyit ettiği kapalı bir alana dönüşür. İnsanlar ortak sorunlar etrafında birleşmek yerine kendi aidiyet kümelerine çekilirler. Herkes kendi yankısını duyar, kendi öfkesini büyütür ve kendi doğrularını yeniden üretir. Sonunda ortaya çıkan şey çoğulcu demokrasi değil, birbirine temas etmeyen küçük dünyalar toplamıdır.
Oysa siyasetin gerçek başarısı, benzer insanları bir arada tutmakta değil, farklı insanları ortak bir gelecek düşüncesi etrafında buluşturabilmektedir. Demokrasi tam da bu nedenle yalnızca temsil değil, aynı zamanda ikna rejimidir. Bir siyasal hareket kendi mahallesinin sınırlarını aşamadığında, kendi kimliğinin dışındaki toplumsal kesimlerle bağ kuramadığında, temsil ettiği topluluğun sesi olabilir ama toplumun tamamı için bir gelecek önerisi haline gelemez.
Bugün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey de budur. Ne kimlikleri yok sayan eski inkâr politikaları ne de bütün siyasal gerçekliği kimliklere indirgeyen yeni daralmalar. İhtiyaç duyulan şey, insanların kimliklerini özgürce yaşayabildiği fakat siyasal tercihlerin yalnızca kimlikler üzerinden belirlenmediği bir demokratik ufuktur. Çünkü bir toplumun geleceğini belirleyen şey insanların hangi kimliklere sahip olduğu kadar, hangi ortak yaşamı kurmak istediğidir.
Sonuçta siyaset, insanların nereden geldiklerinden çok nereye gitmek istedikleriyle ilgilidir. Kimlikler bu yolculuğun başlangıç noktası olabilir. Ancak hedefin kendisine dönüştüklerinde, insanı özgürleştirmek yerine sınırlandırmaya başlarlar. Ve insan yalnızca kendi kimliğinin aynasına bakarak siyaset yapmaya başladığında, karşısında artık toplumu değil, yalnızca kendi yansımasını görür.
Hasan KAYA
9 Haziran 2026, Sali












