Hava birden bozdu, lodos poyraza döndü, ellerim üşüyor, cebimde… Akşam yürüyüşünü yarıda kestim, hızlı adımlarla kendimi zor atım sahilde, denize bakan kâffeye.

Girişte kapı önüne konmuş saksının yanına bir sokak kedisi kıvrılmış soğuktan korunmaya çalışıyor. Hiç ilişmedim, sessizce süzülüp geçtim içeri.

O durmadan havlayan sokak köpekleri ortalıkta yok. Kim bilir soğuktan kaçıp nereye saklandılar…

Ortalık sessiz, soğuk…

Uzakta, motor gürültüsü, deniz ve dalgalar…

Televizyonun sesi açık, heyecanlı bir bayan spiker haberlerin ardından hava durumunu veriyor.

Balkanlar üzerinden yurda giriş yapmaya hazırlanan soğuk hava ile birlikte kar geliyor. Hava tahminleri tutarsa donacak sokaktaki su birikintisi…

Edirne, soğuk, Van buz tutmuş, bıyığım donuyor. İzmir yağışlı, İstanbul bildiğin o kalabalık, sis altında. Ankara’da kuru ayaz, politik soğukluk…

Kış yoksula gelir, kar yoksula yağar…

Önümde garsonun getirip bıraktığı, sıcak cay, kitabımı çıkarıyorum cebimden, masaya koyarken, kendi kendime söylenirken yakalıyorum kendimi.

Şimdi denizde dalga, hayta anlam bir tadımlık sevinç ve gözyaşı olmak, bir sokak çocuğunun elini tutup, diz dize oturmak, birlikte yanakları al al olmuş sıcak bir teneke soba düşü kurmak istiyorum.

Sonra öteden getirdiğim, beride çocukların usuna bırakacağım bir masalı anlatmalıyım. Bir varmış, bir yokmuş demeden, develeri tela, pireleri berber etmeden, yormadan bu soğukta…

Soğuklar hiç olmasın, acılar hiç bilinmesin. Çocukların hep güldüğü masallar anlatmalıyım. Çocukların hiç üşümediği masallar.

Az önce geçtiler koşarak, pencereden bakarken gördüm. Özgür çocuk ve Eylül…

Korkma sönmez ocaklar, sıcak düşler koynumuzda.

Çocukları bu ülkenin üşüyor, bir gül dalı gibi diken içinde titrileyerek. Çocukları ağlıyor sessiz çığlıkları vicdan duvarımızda yankısını bulmadan.

Hasan KAYA

23 Aralık 2011 Cuma