38Bizim başbakanın savı; Suriye yönetimi yani Esat bir diktatör ve muhaliflere karşı kimyasal silah kullanıyor.

Doğal olanı, insanın başbakanına güvenip, inanmasıdır diyorsunuz. İyi de; söylenenleri doluya koyuyoruz almıyor, boşa koyuyoruz dolmuyor.

Suriye de demokrasi olmadığı, Esat’ın bir diktatör olduğu doğru. Buraya kadar bir sorun yok. Üstelik bunu söyleyen bizim başbakanımız ise güvenilir bir kaynaktan bilgi aldığımızı da kabul etmek gerekir.

“Onlar, bir birini bilmeyecekler de biz mi bileceğiz” diyerek başbakanın dediklerine itibar etmekte bir sakınca görmüyoruz.

Ancak iş, Esat’ın kimyasal silah kullanmış olmasına gelince aynı uslama ile bir sonuca varmak pek de mümkün gözükmüyor. Mantığımıza birkaç takla attırmadan bunu becermemiz de mümkün gözükmüyor.

Başbakanın bizden istediği de; ne yazık ki tam da bu.

Her şey bir yana; bu aşamada Suriye yönetiminin kimyasal silah kullanması doğrudan uluslar arası müdahaleye davetiye çıkarmak olur. Bu da içte muhaliflerle uğraşmakta zorlanan Esat’ın isteyebileceği en son şeydir.

Suriye yönetimi, Esat ister mi böyle bir şeyi?

Cevap, çok açık; akıllarını peynir ekmekle yememişlerse istemezler.

O zaman başka hesaplar için ortada söylenmiş bir yalan var. Yalanın, ayıp olduğu, günah olduğu üzerine bir şey demek saflığında bulunmayacağız. Bütün diktatörlerin halkını aldatmak, kandırmak için yalana başvurduğundan da söz etmeyeceğiz.

Uluslar arası siyasette etik değerlerin kendine yer bulma ihtimali üzerinde durma, kafa yorma boşuna kürek çekmek ve gerçeğin ıskalamasından başka bir işe yaramaz.

O yüzden geçiyoruz bunları.

Peki, ıskalamamız istenen gerçek ne?

Bu sakına, Birinci Paylaşım Savaşında Bir Alman Generalin, Osmanlının güney sınırı diye çizdiği Hatay’ın güneyinden başlayan Musul ve Kerkük’de içine alan, yakın zamanda bir mahkûmun mektubunda sözünü ettiği; o Misak-i Milli sınırlarının çizilmesi için olmasın?…

 

Hasan KAYA

20 Mayıs 2013 Pazartesi