Adı Baki oldu…

Aylardan Nisandı, bir öğleden sonraydı, başka yerlerde başka çocuklarla birlikte neşe dolmuştu çocuklar, evimize yakın okulun bahçesinden sevinçleri bize kadar ulaşıyordu. Çünkü bayramdı, çocuk bayramıydı.

Bizim evde tam da o gün öğleden hemen sonra bir telaş başladı. Haydaran duydu mu ya karşıda başı dumanlı başı hep karlı özgürlük türküsü Munzur haberin aldı mı?

Kapıda telaşla bekliyordum. Kaç kez bacaya çıktım, indim bilmiyorum. Dama fırlayıp çıkıyordum, baca deliğinden içeri bakıyordum. Bir şey gördüğüm yoktu. Göremeyeceğimi bile bile koşup dama çıkıyor baca deliğinden içeri bakıyor arada birde bağırıyordum.

“Gelmedi mi daha.” sesim içeride çınlıyordu, beni duyuyorlardı ama aldıran yoktu. Merakım, heyecanım gelecek olandan dolayı mı yoksa bana aldırmamalarından mı hala çözmüş değilim. O ilk çığlıktan az sonra içeri aldılar.

Annemin kucağında onu merak ilgi ve kıskanarak izledim. Parmağımı uzatım, korktular ama ben burnuna değmek istemiştim oysa. Küçücük bir burnu vardı. Gözleri kocamandı, gülüyor mu ağlıyor mu belli değildi. Annem ikimizin arasında kalmıştı sanki, onunla ilgileniyor ama beni de ihmal etmemeye çalışıyordu…

O ilk günün telaşı, karmaşası geçmişti. Evde kim varsa bir isim söylüyordu. Söylenen isme hemen bir diğeri itiraz ediyordu. Annem hepsine yüzünü buruşturuyordu. Benimde bir isim önerim vardı. Sevdiğim şehirde liseye giden, hafta sonları başında kasketi gelen o abinin adını vermekte kararlıydım.

Olmaz diyorlardı.

Ben kendimi yere atıp tepinerek, “Olur” diye bağırıp “Hasan Koşan olacak” diyordum…

Annem inadımı en iyi bilendi. Tamam diyordu çaresiz kadın. Odadan her ayrılıp geri geldiğimde “Hasan Koşan” diye bağırarak anneme koşuyordum. Aklım sıra ben ne kadar çok söylersem herkes o kadar kolay alışıp kabul edeceklerdi.

Bu birkaç gün sürdü böyle.

Ev halkı hala isim arıyordu. Ben bulmuştum, benim için tartışma bitmişti. “Hasan Koşan’dı.”

Sonunda amcalarımdan biri -ki bende biraz fazladır amca- “Baki” dedi… Annem ilk kez yüzünü gözünü buruşturmadı. Sanki memnun gibiydi.

Sonuçta Baki amcamın işvereni avukat okumuş bir adamdı… olabilirdi…

Ben de nedense inat etmedim, hiç direnmedim. Kabullendim, başladım “Baki” diye bağırıp koşmaya…

Dışarı koştuğumu anımsıyorum şimdi, koşup, albaz bildiğim ne kadar sevdiğim çocuk varsa adını müjdeledim.

Kimi için çok uzun, benim içinse göz açıp karacasına kısa bir zaman 49 yıl… Bu yıllar içinde ne zaman “Baki” dedimse, ne zaman döndü baktıysa bu kadar sevgiyle bakan bir başka insan görmedim ben…

O gözleri özlediğim günlerin geceleri zifiri zindan bir karanlık oluyor. Uykulardan özlemiş “Baki” diyerek bağırıp uyanıyorum…

Hasan KAYA

%d blogcu bunu beğendi: