Geçecektim, uzaktan gördü, kapının önüne çıkıp ellerini beline koyup beklemeye başladı. İyice yaklaştığımda gülümseyerek yana çekilerek, “Gelsene” dedi.
Geçip gitmek artık imkansızdı. Tokalaşırken anlık durma sonrası bahçe kapıdan kol kola içeri girdik. Çardağın altında biraz oturup havadan sudan konuştuk, izin isteyerek içeri girdi, kahve kokusu ile geri geldi.
Karşılıklı oturmuş kahvelerimizi yudumluyorduk. Bahçede yaptığı işleri anlatı, budadığı ağaçları, bellediği toprağı gösterdi.
Toprakta çalışmış adamların kokusu, rahatlığı, yorgunluğu vardı üzerinde. Portakal ağacının yeşil yaprakları arasında kaybolan sevinci topluyordu gözleri…
“İyi gördüm seni” dedim.
“Çabuk yoruluyorum” dediğinde teselli etmek için beni de artık işlerin yorduğunu anlatmaya başladım.
“Yok, yok ondan değil” dedi.
“İş gözümü korkutmuyor, toprak yormuyor, bu memleket, bu insanlar beni yoruyor. Yalanları beni yoruyor, ikiyüzlü duruşları beni yoruyor” diyerek başını öne eğdi, portakal ağacının yeşil dallarından topladığı sevinci döktü, keder oldu.
Dokunsam ağlayacaktı sanki. Neye uğradığımı şaşırdım.
Belli ki, haberim olmayan bir şeyler olmuştu. Acı bir söz duymuş, beklemediği bir şey yaşamıştı. Bir ara “Ne oldu” demek istedim, vazgeçtim.
Bende onu tanıyorsam, az sonra; “Aman boş ver” der başından geçen komik bir olayı anlatır, ya da onu böyle kederli, yılgın, yorgun düşüren her neyse onu en olmaz yerinden tutar, gülünecek hale getirir anlatırdı.
Ondaki bu yaşama sevincini seviyordum. Hayatın dolgun memelerine yapışıp, güzellik sağmasını seviyordum. Gülmekten çok güldürmek için verdiği uğraşı seviyordum.
“Böyle adamlar ne kadar az kaldı” diye düşünüyordum, omzuma vurdu, “Boş ver anlat, neler yaptın” diye sordu…
Bir şey yapmamıştım, bildik şeyler dışında neler yaptığımı düşündüm, bulamadım. Benim cevabım gecikince.
“Tamam, okudun, okudun” dedi…
Evet, başka bir şey yapmamıştım, bir şey demeden, gülümsedim…
“En iyisini sen yapıyorsun” deyip gözlerinden, artık zor gördüğünden söz etti. Sonra birden bire; “Biliyor musun, kulaklarda artık iyi duymuyor.” dedi…
Şaşkınlık içinde, “Öyle mi?” dedikten sonra doktora gitmesini söyledim. Hemen bir şeyler yapması gerektiğini söylememe izin vermedi…
“Böyle daha iyi duyduğum, duymaz olaydım dediğim çok şey var. Duymasam da olur…” diyerek güldü…
Bir şey demedim.
Haklıydı…
Hasan KAYA