.: Hangi İslam?

İslam coğrafyası uzun bir süredir kan gölü. Savaşlar, kanlı terör eylemleri bir birini izliyor. Ölümler, yaralanmalar birkaç duyarlı gazetecinin, özel gayretiyle ete kemiğe bürünüyor, hikayeleşiyor. Biz, bu hikayelerde, düşleri, umutlarıyla ölen bir çocuk, bir kadın bir genç adam görüyoruz. Gerisi, büyük çoğunluk uzayan giden ölüm listelerinde bir sayı olarak kalıyor.

Bırakın bütün İslam coğrafyasını, Türkiye’de bu örgütlerin işlediği cinayetlerde ölenlerin sayısını dahi artık sayamaz durumdayız.

Sayılar artıkça, yaşamını kaybeden ve yaralananların sayısı üzerinden başlayan, biten tartışmalar şiddet sarmalının nedenlerine dokunmuyor. Bu kanlı eylemler üzerine en çok kafa yorması, nedenlerini araştırıp çözümler üretmesi gereken İslamcı cenah panik içinde. Akan kanın İslam ile ilişkilendirilmesinden korkuyorlar. Bütün enerjilerini bu ilişkinin kurulmasını engellemeye harcıyorlar.

Yanlış bir yerden başlayarak, boşuna bir uğraş veriyorlar. Bizim soldan tanıdığımız yıllarca içinde yer aldığımız kolaycılığa sarılıp, panik içinde bu eylemleri yapanları İslam dışı, sapkın ilan ediyorlar. Oysa, hepsi de kendini gerçek İslam gören, ilan eden örgütlerin işi bu kanlı eylemler.

Bu da haklı olarak “Hangi İslam?” sorusunu sormayı akla düşürüyor.

Her İslamcı mezhep, tarikat, gurup, parti, cemaatin kendini gerçek İslam, diğerlerini sapma içinde görmesi, göstermesi anlaşılır bir şeydir. Ancak bu nesnellikten uzak, son derce öznel (sübjektif) görüşlere itibar etmek mümkün değil. Çünkü hangisinin gerçek İslam olduğunu belirleyecek kurumsal yapılar, bilimsel olarak saptanmış kriterler söz konusu değil. Hepsi de, Kuran, Hadisler ve bildik İslam kaynaklardan beslenerek kendince İslam’ı tarif eden, kendini gerçek İslam ilan eden bu gurupların birini doğru ve gerçek İslam kabul etmemizi sağlayacak somut, sağlıklı veriye rastlamıyoruz. İslamcılar bir anlamda, bu anlamsız çaba ile havanda su dövüyorlar.

Kendilerini gerçek İslam kabul etmeleri ne kadar öznel (sübjektif) ise, başka Mezhep, tarikat, gurup ve cemaatleri sapkın, İslam dışı ilan etmeleri de o kadar nesnellikten (objektif) olmaktan uzak. Doğrusu; bunların hepsinin İslam içinde görülmesi ve kabul edilmesidir. Çünkü tarihten de biliyoruz ki, bir dönem sapkın ilan edilen, İslam dışı, İslam’ı bozduğu ileri sürülen kimi Mezhepler zaman içinde Ehli Sünnet Mezhepler arasında görülebilmiştir.

Hanefilik bunlardan biridir.

İmam Hanefi’nin yaşam öyküsüne kısa bir göz atma bunu bize göstermeye fazlasıyla yeterde artar.

Kimi İslam’ı kalemşorlarının, Halifeliğin kaldırılmış olmasını bu olumsuz durumun nedeni olarak sunduğunu biliyoruz. Ancak bu görüşü ileri sürenlerin ellerinde sağlam, kabul edilebilir bir argümanları yok.

Olamaz da…

Zira, tarihten bildiğimiz kadarıyla, Halifeliğin kurumsal olarak var olduğu dönemlerde de bölünmüşlük derinleşerek sürmüştür. Halifelik kimi zaman, bölünmüşlüğün önüne geçmek yerine derinleşmesine neden olmuş, daha büyük tartışmaların, çatışmaların ve savaşların nedeni olmuştur…

Öyleyse İslam coğrafyasını kana bulayan bu örgütlerin İslam dışı olduğunu söylemek yerine daha ciddi bir şeyler söylemek gerekiyor. Günü, günün sorunsalını İslam içinde kalarak açıklamak ne kadar mümkün değilse, İslam coğrafyasının kanlı bir göle dönmesini de İslam içinde kalarak açıklayamayacağımız gerçeğinin görülmesi gerekiyor.
 
Hasan KAYA
22 Ağustos 2016 Pazartesi

Konuyu daha da anlamak için: AKP, Cemaat dağılan “Büyük Koalisyon” tıklayın…

 

Paylaş