Günahkar yalnızlıklarımı solan gecenin yıldızlarına asıyorum, ay sessiz sedasız çekip giderken. Dışarıda kuş sesleri karışıyor bir birine ayıramıyorum.

Sen uyuyorsun.

Yastığımda dağılmış saçların dokunmaya kıyamıyorum. Uyanacaksın diye korkarak sokuluyorum iyice. Nefeslerimiz karışsın istiyorum. Teninin kokusu, terin sabahın serin gül ve deniz kokan doğruluşuna karışıyor. Uzak bir sarhoşluğun kollarına çekiyor beni her şey, sıcağına sokuluyorum…

Ne kadar zordur biliyor musun? Sana bu kadar yakın olup dokunamamak. Bu kadar yakın olup öpmeden az sonra kapıyı çekip gitmek.

Sen uyuyorsun…

Gözlerimi senden alamıyorum. Odanın, sabahın bu loş karanlığında bütün yüz hatların belirgin. Memleketimin, bildik bir coğrafyasında, en ıssız, en tenha köşesinde olma rahatlığı yüzündeki gezintim. Bu dağlar bildik asi dağlar bu yaylalar, bu ovalar, bu nehirler, denizlere koşan umutlar… Korkusuz, kaygısız dolaşıyorum, bir tek uyanacaksın diye korkuyorum yüzüne değen nefesimle…

Sen uyuyorsun…

Küçük bir gülümseme dudağının kenarında asılı kalmış, sevişmeler sonrasından bir anı sıcaklığı. Kaybolup gitmeden tutabilmek için uzanıyorum telaşlanmış. Ve bir düş geçiyor usunun derin kıyısından gözbebeklerine iniyor. Ahh! Bir dokunabilsem, başımı kalbinin üzerine koyup uyumak ve o düşte seninle olmak istiyorum…

Yüzün gölgeleniyor birden. Solgun bir keder olup takılıyor kirpiklerine. Kulağına eğilip fısıldıyorum; “Hayır canım, hayır, yanındayım…” Bütün bulutlar dağılıyor, dağlar yeşil gök yüzü mavi aydınlık bir gün doğuyor koynumda.

Sen uyuyorsun…

Gitme vakti. Kapıdan çıkmadan son bir kez dönüp bakıyorum. Gidiyorum, bana dönen o yolların hepsini yıkmış, aklım yüreğim sende…

Sen uyuyorsun.

Zifir zindan gecenin sabahında, saçların yastıkta dağılmış. Gözlerin sılama kapattığım kapılar….

Hasan KAYA

Ecelsiz Ölümlere Yaz Beni, sf. 31