Önsöz

Tarih, çoğu kez egemenlerin yüksek arşivlerinde saklanan, sessizce sıralanmış belgelerin arkasına gizlenen bir anlatı olarak sunulur; sanki insanlık, çatışmaların ve kırılmaların değil, uyumlu bir ilerlemenin ürünüymüş gibi. Oysa hakikat, bu vitrinin ardında bambaşka bir gerçekle akar. Tarih, her çağın kendi karanlığını üretirken aynı zamanda o karanlığı yaran bir arayışı da filizlendiren, çatlaklarıyla konuşan bir dokudur. Görünürdeki düzen, ne kadar sağlam ve değişmez görünürse görünsün, içten içe kaynayan çelişkilerin ağırlığını taşır; bu ağırlık birikerek yeni bir toplumsal bilincin eşiğini oluşturur. İnsanlığın yolculuğu, uyumun değil, kırılmanın; sessizliğin değil, ses arayışının; teslimiyetin değil, itirazın tarihidir. Bu itiraz bazen büyük bir devrimin gürültüsünde, bazen bir işçinin titreyen elinde, bazen bir öğrencinin gözlerindeki tereddütte, bazen bir annenin fısıltıya dönüşmüş ağıtında belirir. Her biri, tarihin en karanlık dönemeçlerinde bile sönmediğini gördüğümüz o ince arayış çizgisinin parçasıdır.

Devamını aşağıdaki PDF formatında kitaptan okuyabilirsiniz…