Sabahtan bu yana, bir sokak köpeğinin telaşı, korkusu tutmuş sokağı. Gelene gidene havlıyor, kimseyi sokmuyor sokağa. Kediler, verandaların çatılarında geziyor korkudan. Kuşlar inmiyor yere.

Bir bilinmeze dönüyor rüzgar. Bulutlar bir birine giriyor. Bir kararıp, bir açıyor hava. O rüzgar, o yağmurlar mevsiminden uzak düşüyor.

Hiçbir şey olması gerektiği gibi değil, hiçbir şey olması gerektiği yerde değil, hiçbir duygu ifade edildiği gibi değil.

Gitmek istiyorum, gitmekten hiç söz etmeden.

Bütün sohbetlerinizden gitmek istiyorum. Masanızda dönen mahir yalanlarda adım geçmesin. İhanetlerinizden, yalancı taşralı gülüşlerinizden gitmek istiyorum. En çok, sizi bir piç gibi ortada bırakan, inkar ettiğiniz sınıfınızın dillere destan kurnazlığıyla örtemediğiniz, korkularınızdan gitmek istiyorum.

Kapağında göçmen kuşlar, elinizde eğritti duran kalemden çıkmış, çalakalem yazılmış bir romanın son sayfasında, son satıra konan noktadan sonra, başlıyor köşe bucak sakladığınız sizin öykünüz.

Adım geçmeden, eşkalim verilmeden öykünüzde; gitmek istiyorum.

Bir sahil kasabasının geniş/dar sokaklarına döşenmiş, kilit taşlarının arasına sıkışmış, sahte kimliğiyle hayata tutunan ayrık otu yalnızlığıdır anlatılacak olan o öyküde.

Yurtsuzdur bütün hüzünler o öyküde. Umutlar, küçük sevinçler, zeytin yeşilinde akşamı bulmadan karanlığın o ağır rengine boyar sesini.

Ne yaparsa yapsınlar, nafiledir; sahte kimliklere sığmaz hayatın hiçbir rengi…

Hasan KAYA

25 Haziran 2014 Çarşamba