Gülmeyi bilmek…

Susmayı biliyordu. Az konuşur daha çok dinlerdi. Uzun sessiz dalıp gitmesi çoktu. Ama en çok gülmeyi biliyordu. Gülmek deyip geçmeyin, herkes gülmesini bilmez. Gülmek, gülümsemek dediğimiz her zaman gülmek, gülümsemek değildir.

Birçok insan gülse de sıcak, iç ısıtan o gülüşe bir türlü ulaşamaz. Kıyısından dolanır geçer.

O öyle gülüyordu ki, kış ortasında kiraz dalına bahar değiyordu. Bazen çocuksu, haylaz bir çocuk olabiliyordu gülüşüyle. En önemlisi ne zaman gülse, gülümsese gözlerinin içi gülerdi. Orada bir kıvılcım, yangınlara dönmek için hazır dururdu.

Yanan, önce ucu usul yakılmış bir mektup oluyordu. Denizin sessiz mavisi, zeytinin yeşiline karıştığı akşam, göz alabildiğine mavi ve yeşil. Akşama doğru serinleyen hava üzerime abanan rehaveti biraz aralarken, birazda korkarak açmaya başlıyorum mektubu. Özenle katlanmış mektubun arasından o sıcak gülüşüyle bir fotoğraf çıkıyor. Günün getirdikleri bir yana, kaçtığım ne varsa öte yana savruluyor. Eski basma elbiseleri andıran rengin renk dallı budaklı bir elbise, ayağında spor ayakkabılar. Biraz meydan okuyan, biraz haylaz öyle oturduğu yerden gülümsüyor.

Gümlemesiyle yakıp elime tutuşturduğu mektubu okuyorum.

Yıllar önce okuduğum roman aklıma geliyor. Orta okul yıllarıydı, okul kütüphaneye dadandığım günlerde elime ne geçse okuyordum. O gün bir romanı raftan almış rastgele açmıştım. Yazar uzun uzun gülme, gülümseme üzerine çözümlemelerde bulunuyordu.

Gülme ile insan karakteri arasında koparılmaz bir bağ olduğundan söz ediyordu. O, güzel gülen, gülümseyen insanların hepsinin, güvenilecek bir yüreğe, akla sahip olduğunu anlatıyordu.

Bir insanın gülüşü size hoş, sıcak geliyorsa güvenin diyordu. Korkulacak insan değil o diyordu. Aksi içinse, bir insan ne kadar soylu, asil düşünceler savunursa savunsun, gülmesi, gülümsemesi size sıcak içten gelmiyorsa dikkatli olun diyordu.

Eve aldığım kitabı gece yarısına kadar okuyup bitirdim. Gülme gülümseme üzerine yazdıklarını defterime not aldım. Yıllar içinde kaç kez okudum, kaç kez üzerine düşündüm bilmiyorum. Birileri gülerken, gülümserken hep anımsadım. Kendimce test ettim.

Yazar bir kez değil, bin kez haklıydı.

Artık rahatlıkla güzel gülen, sıcak gülen insanlara korkmadan arkamı dönebilir, yüreğimi açabilirdim.

Öyle yaptım…

“Ne kadar uzak olursak olalım” diyordu.

Yılların ve uzaklığın eskitemediği duyguların olduğundan söz ediyordu. “Sevmek” diyordu sebepsiz değildi. Özlemek sebepsiz değildi.

Gecenin karanlığını aralayan yükselen ay, masada mum ışığı altında bütün özlemleri katlarında saklayan mektup. Ve fotoğrafta eskimeyen gülümsemesi. Birlikte geçirdiğimiz zamanlar, oturduğumuz masalar, yürüdüğümüz yollar aklıma geldi. Anlatırken el devinimlerini izleyen gülümsemeleri…

Hasan KAYA
13 Haziran 2022 Pazartesi