Hepimizin içinde bir şarkı vardır. Ve bu şarkının sözleri hiç bir zaman olmaz. Biz sözleri anımsamaya çalıştıkça, hiç bir söz aklımıza gelmez. İnleyen çalgılardan iç burkan yürek titreten namelerdir yükselen sadece.

Ahh o kemanlar, hele şu ney…

Bazen bir türkü olur, ağıt olur. Sazın bam teline değdikçe mızrap, bir düşer bir kalkarız. Elbette, hep hüzünlü hüzzam olmaz şarkılar türküler. Bazen şen şakraktır, bazen coşkulu, kollarımızı açıp oynamaya davet eder.

İçimizdeki şarkılar, türküler bazen de bir aşk masalı gibi büyülüdür. Olduğumuz yere mıhlar bizi, bazen alıp uzaklara götürür. İçimizdeki boşlukta yankılanıp yalnızlığımızı duyumsatır ve bizi bir güzel hırpalar.

Ya düşlerimize ne demeli… Hepimizin bin bir düşü var. Ancak bunlardan anımsayabildiğimiz bir kaç tanedir sadece. Benim de bir yığın düşüm var. Uykuda veya uyanık gördüğüm.

Kanatsız atlar uçar düşlerimde. Çarpıp kayalara paramparça olurlar. Kurtlar leşini parçalar, çakallar didikler. Bütün düşlerim böyle ürkütücü değildir. Ak pamuk bulutların dolandığı mavi bir gökyüzü de görürüm. Uçsuz bucaksız bir gökyüzü, hiç bir yerde denizle kesişmeyen karalara değmeyen.   95

Garip değil mi ?

Size korkutucu gelebilir bütün bunlar. Bu sanyorum doğaldır da. Ama ben düşlerimden korkmuyorum. Benim olan hiç bir şey beni korkutmuyor. Bilmediğimden, benden uzak olandan korkuyorum bir tek. Örneğin sizin düşlerinizdeki en munis bir kedi bile beni korkutabilir.

Her şeyi en olmaz yerinden almayı sevmiyorum. Benim de sizin gibi özlemlerim, özlediklerim var. Sevdiklerim sevenlerim… Yolunu gözlediğim yolumu gözleyenlerim var…

Hepimizde ortak olan daha birçok şey sayabilirim. Saymada becerikliyim de. Ancak sabrınızı zorlamak istemiyorum. Hepimiz deyip; hepimizi bir etmek de değil niyetim. Tüm farklılığımızla, ama bir birine benzer şarkılar türküler ve düşlerle hepimiz insanız.

Sevmekten korkan, sevilmekten kaçan, hayatın zoru yetmezmiş gibi bir de sevmenin ağır zincirini taşımaktan kaçan insanız…

Masallardan biliyoruz daha çok. Sevenler iki yakası bir araya gelmeyen boğaz gibidir. Bir birine bakıp bakıp iç çeken ama asla kavuşamayan. Derler ki; boğazın iki yakası çok sevişen iki sevgilidir. Sarmaş dolaş bir aşktır yaşadıkları. Ama bir gün sular girer araya kışkırtıp bir birine iki yakayı dövüştürler. Ve sonra kızılca bir kıyamet kopar, depremler başlar. Dönüp artlarını bir birilerine uzaklaşırlar iki yaka… Ve ayrıldıkları an anlarlar bu ayrılık anlamsız ve hiç olmaması gerekendir. Ama o gün bu gündür sular arada, onlar bir birine kavuşmanın özlemiyle yanıp tutuşurlar öylece.

Bizim boğazın güzel bulduğumuz bu halinin sırrı da; her gün güneş doğmadan iki yakanın bir birlerinin karşısına geçip duracağı anı beklerken süslenmesinden başka bir şey değildir. Bizim hayran olduğumuz, manzaraların eşsizliğini şiirler, şarkılarla överek anlattığımız bu durum, aslında iki sevgilinin bir biri için süslenmesinden başka bir şey değildir.

Sevmenin güzelliği. Sevginin insanı, doğayı güzel ettiğinin en güzel kanıtıdır boğaz. Hepimiz demez miyiz, süslenmiş bir genç kız ya da bir delikanlı gördüğümüzde. “Kimin için bu kadar süslendin” diye. Bir sevgili, bir seven içindir bütün çaba.Kim sevdiğinin karşısına aynaya bakmadan çıkar ki. Aynalara aldırmadan sevgili karşısına çıkıldığında artık sevgiden söz etmek olanaksızdır. İnsanın içsel ve dışsal tüm güzelliğinin altında yatan gerçek sevdiğine güzel gözükmesidir…

Sevince insanın içinde ki şarkılar, türküler değişir. Masallar daha cesur ve umutludur. Ve bu masalların mutlu bir sonu vardır…

İşte yine o türkü başladı…

Yolum yine Bursa’dan geçiyor.

Yine sözleri yok o şarkının. Yine özlem kokuyor ezgiler ve yine coşuyor bir yanım ağlarken diğer yanım…

Ahhh bu kemanlar… İnleyen ney, inadına bam telime vuran mızrap…

Hasan KAYA