Kredi Katları ve Borçlu Yurttaş

Memur emeklisi: “Borç boyumu aştı, ödeyecek durumda değilim artık” diye yakındıktan sonra tek suçlunun kendisi olmadığını anlatmak için dağarcığını zorlayarak sözcükleri itinayla seçerek anlatmaya çalışıyor. Bildiğimiz şeyleri anlatıyor. Kredi kartları ocak söndürdü, ev, işyeri yıktı. Kime sorsanız cebinde en az birden fazla kredi kartı taşıyor.

Cep yakan kredi kartlarının limitleri çoktan aşılmış, birinin borcu diğeri ile ödenmeye çalışılıyor. Aslında ödenen hiçbir şey yok, binen faizlerle borçlar artıyor, ödenemez oluyor. Ülke nüfusunun yarısından fazlasını aşan sayıda kredi kartı var kullanımda ve bu kartlarla oluşan borç artık milyar dolarlarla ifade edilir düzeyde.

Kimine göre kartı alan, harcamayı yapan sorumlu. İlk bakışta hiç de yanlış değil bu yaklaşım. Kartı alan, kendi koşulları içinde en uygun kullanım biçimini de bilmek zorunda. Ayağını yorganına göre uzatması gereken kişi o.

Ama ne yazık ki evdeki hesap pazara denk düşmüyor. Kredi kartının kullanım rahatlığı ve giderek yaygınlaşması, her yerde kullanılabilmesi ayağın yorgandan bir hayli çıkmasına neden oluyor.

Alışveriş merkezlerinde ve banka önlerinde açılan stantlarda sebil gibi kredi kartı dağıtıldı tek ülke miyiz bilmiyorum ama bunun doğru olmadığı kesin.

Kredi kartlarını var eden en önemli etmenin ödeme kolaylığı olduğu söylense de gerçek neden bu değildir. En sıradan tüketim mallarını ve hizmetleri edinmek için dahi kredi kartı kullanılmasını kaçınılmaz kılan halkın alım gücünün düşüklüğüdür.

Son yirmi yıl içinde halka içirilen sayısız acı reçeteler ile gelir düzeyinin hızla aşağılara çekilmiş olmasının soncu olarak alım gücünü erimiş ve en sıradan tüketim mallarının edinimini dahi borçlanma ile olanaklı hale getirmiştir.

Kredi kartı kullanımında insan para ilişkisinin giderek sanallaşmasının bir etkisi olduğu ve bundan kaynaklanan bir harcama fazlası oluştuğu da söz konusu… Tüketim toplumu mantığı içinde tüketimin artmasının üretimi artıracağı ve bunun da refah düzeyini yükselteceği öngörüsü aslında bir saçmalıktan başka anlam ifade etmiyor.

Zira borçlanma ile oluşturulan tüketimin bir noktadan sonra gelirleri aşacağını hesaplamayan bu yaklaşım, borçların gelirleri aştığı noktada tıkanmanın olacağını görmezden geliyor.

Kredi kartları önce kullanıcıyı yakarken giderek ülkelerin mali dengelerini ve ardından ülke ekonomilerini yıkabilecek boyuta gelebiliyor. Başlangıçta kredi kartları ve diğer borçlandırma biçimleri ve yöntemleri ile artırılarak yaygınlaştırılan tüketim mal ve hizmet üretiminde genel anlamda bir artış sağlar. Ancak bu artışın genel anlamda refah sağlamaktan uzak olduğu gibi kalıcı olmadığı da gözden kaçan bir diğer noktadır.

Kapitalist ekonomin tıkandığı ve açmazda kaldığı nokta hiç kuşkusuz borçlanmanın toplam gelirleri aştığı noktada su yüzüne çıkar. Çünkü bu noktaya bir kez varılınca karşılığı olamayan bir borçların geri dönüşü imkânsızlaşmış demektir.

Karşılığı olmayan borçların tahsili olanaksız olması yüzündendir ki iflaslar kaçınılmaz olur. Bu salt bankaların mali kuruluşların iflası da değildir tam tamına kapitalizmin iflasıdır.

 Hasan KAYA

 

 

%d blogcu bunu beğendi: