Çocukluğumda “Büyüyünce ne olmak istiyorsun” diye sorulduğunda, doktor, mühendis gibi anlı şanlı, toplumda önemsenen hiçbir meslek adı söylemedim.

Çoğu zaman “Bilmem” diyerek kestirme bir yanıtla kurtulmaya çalıştım.

Benim “Bilmem” demem üzerine başlarlardı meslek beğendirmeye. Sonra bildik, önemsenen mesleklerin hepsi bir biri ardına sıralanırdı…

İlk sırada hep “doktorluk” gelirdi. Bunu savuşturmak çok kolaydı. Çünkü beni kan tutar.

Yine böyle ısrarcı birine;

“Ben şair olmak istiyorum” dediğimde, durdu bana acıyarak baktı “Tamam onu olursun, onu boş ver şimdi…” dedi. Ardından ne kadar kendisinin olmak isteyip de olamadığı meslek varsa sayıp döküp önüme koymaya başladı.

Listenin başında Subaylık vardı. İkinci sıra da polislikti. Sevmedim ayak diredim. Çabaları boşa gitsin diye elimden geleni yaptım. İnat ve ısrarla dediğimde kaldım. Sonunda yoruldu, belki de “bu çocuk adam olmaz” deyip bıraktı yakamı. O zaman öğrenmiştim; şairlik meslek sayılmıyordu.

Kısacası “karın doyurmayan” çok para kazanılmayan hiçbir uğraşı meslekten saymıyorlar bizde. Karnını doyurmasını beceremeyen, mal mülk sahibi olmayanı adamdan da saymıyorlar…

İşim zordu. Hem karnımı doyuracak bir işim, mesleğim olmalıydı, hem de şairliğim. Karnımı doyurma işi tamam, onu becerdim. Mavi işlikler, kir pas içinde tornada tesviyede döküp alın terini, en helâlinden ekmeğimi kazandım hep. Adamlıksa bu, onu ispatlamış oldum. Şimdi geriye bir şairlik kaldı.

Asıl işin zor tarafı burası.

Bir kere şiir ne diye kime sorsan, bir harman dolusu laf edenlerin hiç biri, bir diğerinin dediğinde hemfikir değil. Sanki herkesin kendince şiir, şairlik anlayışı var. Şiiri bilmeden şair olunmaz elbette.

Ne ürettiğini bilmeyen bir zanaatçi olmadığı gibi, ne ürettiğini bilmeyen bir şair de olmaz.

Bilmezse ne olur?

Olan ortada; önüne gelen, yazdığı satırları alt alta dizip dize ürettiğini sanır ve bu yazdığının adına şiir der. Hatta olmadı kendini şair olarak tanıtır. Ben de yaptım bunu, sonra bir gün yazdığımın şiir olmadığını neyse ki anladım.

Şiiri bilmek ne kadar zorsa, neyin şiir olmadığını bilmek, anlamak da o kadar kolaydır. Şiire giden yol şiir olmayanın ayıklanmasından geçiyor. Öncelikle ilk öğrendiğim güzel sözlerin alt alta sıralanmasının şiir olmadığıydı.

Kimdi bilmiyorum: Şiir aşk işidir demişti. “Âşık olmadan şiir yazılmaz” diye anladım ben bu sözü. Şiir için heyecan gerekli, aşk gerekli diye düşündüm.

Siz demeden ben diyeyim “toyluk” zamanımdı, zıpırlığıma kılıf aramaktı yaptığım.

Başıma olmadık işler açtı toyluğum, üstelik tam da başımda kavak yellerinin efil efil estiği o zamanlardı. Her gördüğüm güzel kıza âşık oldum. Sonrası malum yaz Allah yaz. Gün aşırı, defter dolusu “şiirler” yazdım.

Sevdiğim, âşık olduğum kızların hepsi bir peri. İlham aldığım ilham perisi oldu… Şimdi düşünüyorum da nedir bu ilham hala anlamış değilim. O da; peri kızı gibi koca bir yalandan ibaret. Anlayacağınız ilham perisi zıpırlığın, soytarılığın kılıfı.

Neyse çok sürmedi; “şiir aşk işidir” diyenin, bu işin emek, sabır ve bilgi işi olduğunu anlatmak istediğini anlamak.

Hayat yaşanarak öğreniliyor. Karnını doyurmak için içine girdiğin uğraş bir yandan, okudukların, elini sıktığın, masasına oturduğun adamların, kadınların anlattıkları bir yandan, her gün yeni bir şeyler öğreniyorsun.

Sen “yok ben öğrenmeyeceğim” diyerek ayak diresen de, hayat “parmağım kör gözüne” deyip zorla öğretmesini biliyor.

Bazen açar eski defterlere bakarım. Halime güldüğüm bir yana, adını anımsadığım o kızlardan bende kalan bir tek yüzleridir. Bir yüzlerini çizmişim, başka da bir yerleri yok. Karakaş demişim, hilal, karagöz Gemlik zeytini, saçlar sırma… Narin yürüyüşlümün bacakları yok, göğüsleri hiç yok, ayvamıdır, nar mı, turunç mu bilmiyorum şimdi.

Kimisinden ince belli diye söz etmişim ama sanki kalçalarına hiç bakmamış gibi atlamışım.

Çok sonraları öğrendim ki, şair rüzgâra karşı göğsünü açıp yürüyendir. Korksa da gördüğünü, bildiğini demekten korkmayandır. Sözü uzun etmeden gördüğünü, bildiğini herkesten önce demesini bilen, yüreğin ve aklın yolunu bulandır.

Bu yüzden o çoğu zaman yalnızdır. Bir başına çıkar her yola. Uzun yollar, yolculuklarda kırılır kalemi dökülür sözcükleri, vatansız kalır.

 Hasan KAYA