.: Kaybolan rüya…

Kan ter içinde uyandı. Çocukluğunda hep rüyalar görür istediklerini arzu ettiklerini rüyaların da yaşardı. Sonra nasıl olduysa rüyaları onu terk etti. Ancak son zamanlarda...

.: Medya ve Din…

Bayram değil seyran değil. Ramazan ayına ise daha aylar var. Peki, nedir bu gazetelerdeki Diyanet eskilerinin dini sohbetleri. Buna gerek duyulmasının altındaki gerçek nedir? Din elden gidiyor desek değil.

Uzak ülke…

Ne zaman, kimde görsek uzanıp tutmak gelir içimizden ve biliriz ki bu olanaksızdır. Ne yaparsak yapalım tutamayacağız o inci tanelerini, yerlere dökülseler toplayamayacağız. Öyle bizde ıslak yanaklardan öpmenin dayanılmaz isteğini kışkırtarak akacaklar.

.: Kaçan ilmik…

Aynı manzara. Zakkumlar arasından görünen hırçın deniz. Mavi değil. Daha çok gri, daha çok kirlenmiş bir hırçınlık bu. O delirdikçe içimde bir durağanlık, dinginlik oluşuyor. Hiç değilse yüreğimin susmasına seviniyorum. Kendimi kandırmak mı bu…

Bir başkadır benim memleketim

“Bir başkadır benim memleketim” şarkı nakaratı değil artık. Dillere pelesenk olmuş içi boş bir lakırdı. Şimdilerde başı biraz sıkışan, bir an olsun durup düşünmeden;...

.: Aydınlar…

Biz de; aydın dendiğinde ilk akla gelenler gazetelerin köşelerini tutanlar oluyor. Başka aydın, başka yazar bilmiyoruz... Bir gazetede köşeyi kapınca çok bilen, yol gösteren aydın oluyorsunuz. Ama bu köşe kapmanın iyi yazı yazma, çok şey bilme ile çoğu zaman bir ilgisi yok. Marifet her neyse; o köşeyi kapma becerisi göstermede…

Çocuklarla gülen dünya…

Kederden öleceğini sandığın anlar olur. Dünyaya küstüğün, kendine darıldığın anların... Hiç bir şey ve hiç kimse seni kandıramaz ve seni alıp bir güzelliğin kenarına götüremez hiç bir güç. Ne annenin şefkatli sözleri, ayrılıklar sonrası babana kollarını açıp koşmaların ne de sevgilinin kollarına düşmeler seni avutamaz

Özlemlere koşuyorum…

Ellerim cebimde kendimi sokaklara atıyorum, çarşı pazar, deniz kıyısı demeden içimden geldiğince dolaşıyorum. Sağlı sollu yediğim omuzlar, çatık kaşlar sövemeye ve kavgaya hazır bakışlardan yılıp kendimi bir otobüse, bazen ne yöne gittiğine dahi bakmadan bir dolmuşa atıyorum.

.: Başbakan suç işliyor…

Son günlerde liberal aydınlar feryat figan, başbakanı eleştiriyorlar. Hep yapa geldiklerini yeni görmüş gibi sıralayıp sonrada “bu olmadı sayın başbakan” diyorlar… Ahmet Altan, sonra sevgili kardeşi Mehmet Altan, Hasan Cemal ve az da olsa Cengiz Çandar ve diğerleri…

Yurdumun üşüyen çocukları…

Hava birden bozdu, lodos poyraza döndü, ellerim üşüyor, cebimde… Akşam yürüyüşünü yarıda kestim, hızlı adımlarla kendimi zor atım sahilde, denize bakan kâffeye. Girişte kapı önüne...