.: Düşman…
Bir çocuk vurulduğunda, bir kadın dövüldüğünde güpegündüz sokak ortasında, işçiler coplandığında, grev çadırları sökülüp, grevler yasaklandığında, memurlar gaza boğulduğunda.
.: Her ağacın kurdu…
Yılları ardında bırakan, bazen asırları deviren ağaçları bir kurtçuk devirir. Özünde besleyip var ettiği kurdun hain marifetidir ağacı yıkan. Boşuna dememişler eskiler “Her ağacın kurdu özündedir” diye.
.: Çaldığım düş…
Biliyorum bunu istemeye hakkım yok. Herkes sevdiği şarkıları dinliyor, koşup sevdiğine anlatıyor o şarkıların güzelini. Sen artık sadece ne demişim, kimleri sevmişim, seni yanımdayken bile ne çok
.: Kabahatin büyüğü bizim
Ama nasıl yapabilirdik ki; biz sanatçıyı “eğlendirici”, sanatı eğlence aracı olarak gördük hep. Ne yazık ki; sanatı, yaratıcılığı geliştiren, düşündüren, eğiten, bilinçlendiren, öğreten olarak hiç görmedik.
“Belki” diyorum “sevdiğimden”
Denize eğiliyorum, kulağına fısıldıyorum; “Belki” diyorum “acıdan kaçıyorum.” Her yerde ölüm, her yerde kaldırılan bir cenaze, ağlayan kızlar. En çok kızlar mı ağlıyor babalarına,
Gece Sen ve Ben
Askılı siyah sedef geceliliğini sıyırıp çıkartır gece. Çırılçıplak bedenini güneşe sunar şehvetli bir kadın gibi. Bir bardak suda yıkanan aydınlık gün olur karanlık. Ben sende, günde yıldız olur yiterim.
Elini ver…
Mutluluk ne çok zor, ne de bizden çok uzak. Uzansak tutabileceğimiz kadar yakın. Yıllarca uzak ve an kadar yakın ve öyle iç içeydi ki sevincimiz ile kederimiz. Hiçbir şey yetmiyor. Bazen sözcükler, bazen susmalar, dokunmalar hayran hayran seyretmeler ve candan
Ellerimde fesleğen kokusu…
Söze bir yerden başlayıp bir şeyler söylemek, bir duyguyu devindirmek, bir merakı kışkırtmak lazım. Yoksa sessizlik olacak. Yan yana bir soluk atımı uzaklıkta o can sıkıcı yalnızlığımız saracak. Seni bilmem ama vuracak can evimden beni.
Vedasız her ayrılık, kaçıştır…
Bütün çiçekleri solmuş bir ömrün kıyısından, başka mevsimlere kanat açan kuşların ardından bakıyordum kendime kızarak. Körfezin sularına değiyordu kanatlarının gölgesi, yükselip alçalıyorlar,
.: Gül kokusundaki emek…
Bütün kavgalar, ben diye başlıyordu. İnsanın kendini herkesin, her şeyin önüne koyması bencillik bile sayılmazdı. İnsan istemese de; kendini kayırıp, her şeyin, herkesin önüne
















