Nar çiçeği rengi bir sabah…
Kurumuş vişne ağacının dallarında kuş sesi, bir durup bir esen rüzgâr, yeşil mavi uzak dallarımda narçiçeği rengi, bir sabaha uyandım.
Bir güzel kahvaltı ettim, gittim...
.: Kayan yıldızları tut…
Kayıp giden yıldızı tutmaya uzanır insan, aşkta yenilir, tutuğu işte, çıktığı yolda, gördüğü düşte… Yalnızlığın hırçın dalgaları köpürür kayalara koşar, ne dediğini, ne yaptığını...
Yorgun ellerimin ülkesi…
Anladığımdan bildiğimden değil, baktıkça çevreme; nedense öyle aklıma geliyor birden bire. Doğadaki hiçbir renk en usta ressamın fırçasından tuvale düşen renklerle kıyaslanamıyor.
Hele o yeşil,...
.: Yenilmeyen mülteci yalnızlık…
Uzak bir rüzgara kaptırdım yeşilini. Savrulup duruyor hayatın son renkleri. “Son bir kez, denizler kadar mavi gülse ellerime” diyorum kendi kendime, yaralı sevinçleriyle kalkan...
Sürgüne gönderdim renklerini…
Gözlerinin rengi diyorum, sesinin rengi dolaşıyor düşlerimde. İçimdeki çan sesleri giderek uzaklaşıyor. Uzak yaşanmış anılar, renklerini arıyorum düştüğüm sabahın. Renklerle dokunuyorum hayata. Elini uzatıyorsun...
.: Anlamak istiyorum
Dışarıda it titreten ayaz, karanlık ve sessizlik. Ben oturmuş kaç çiçek adı sayacağım diye uğraşıyorum. Renk renk çiçekler geliyor gözümün önüne, kokuları doluyor odama....
.: Umarsızlığın renksiz yalnızlığı
Uyanır uyanmaz balkona çıktım, havada iyot ve yosun kokusu, denizden bir koşu gelip buluyor beni sabahın serinliği, gecenin bütün o ağır yükünü omuzlarımdan alıp...
Zamanın vurduğu anlamlar…
Günler sonra olan buydu. Masada sessizlik vardı. Kuru ayaz bir sessizlik ve garsonun getirip bıraktığı iki fincan kahve. Peçetelik, tuzluk, metal bir küllük biz...
Yol ayrımları…
Bazen nerede, ne zaman başladığımızı bilmediğimiz, ardımızda köyler, kasabalar bıraktığımız, şehirler, evler insanlar, dere tepe düz gittiğimiz, önümüzde sonsuza uzanan yol birden bire çatallanır.
Yol...
.: Gittinse gelme…
Sabırsız, tez canlı, hep çabuk kızan biri oldum. Önünü ardını çok düşünmeden; kırdım döktüm. Üzdüm, üzüldüm, çektim gittim…
Söylemeye dahi gerek yok, hataydı elbet.
Bunu en...














