Uzak ülke…
Ne zaman, kimde görsek uzanıp tutmak gelir içimizden ve biliriz ki bu olanaksızdır. Ne yaparsak yapalım tutamayacağız o inci tanelerini, yerlere dökülseler toplayamayacağız. Öyle bizde ıslak yanaklardan öpmenin dayanılmaz isteğini kışkırtarak akacaklar.
.: Kaçan ilmik…
Aynı manzara. Zakkumlar arasından görünen hırçın deniz. Mavi değil. Daha çok gri, daha çok kirlenmiş bir hırçınlık bu. O delirdikçe içimde bir durağanlık, dinginlik oluşuyor. Hiç değilse yüreğimin susmasına seviniyorum.
Kendimi kandırmak mı bu…
Çocuklarla gülen dünya…
Kederden öleceğini sandığın anlar olur. Dünyaya küstüğün, kendine darıldığın anların... Hiç bir şey ve hiç kimse seni kandıramaz ve seni alıp bir güzelliğin kenarına götüremez hiç bir güç.
Ne annenin şefkatli sözleri, ayrılıklar sonrası babana kollarını açıp koşmaların ne de sevgilinin kollarına düşmeler seni avutamaz
Özlemlere koşuyorum…
Ellerim cebimde kendimi sokaklara atıyorum, çarşı pazar, deniz kıyısı demeden içimden geldiğince dolaşıyorum. Sağlı sollu yediğim omuzlar, çatık kaşlar sövemeye ve kavgaya hazır bakışlardan yılıp kendimi bir otobüse, bazen ne yöne gittiğine dahi bakmadan bir dolmuşa atıyorum.
Yurdumun üşüyen çocukları…
Hava birden bozdu, lodos poyraza döndü, ellerim üşüyor, cebimde… Akşam yürüyüşünü yarıda kestim, hızlı adımlarla kendimi zor atım sahilde, denize bakan kâffeye.
Girişte kapı önüne...
.: Narçiçeği…
Hikâyeleri var, hep anlatılan. Hikâyelerimiz bizde, bizi vuran… Öyle sıradan bir yürek burkması, akşamın; hüzün yeli değil hiç biri. Kurgusal bir yalanın erişemeyeceği kadar inanılmaz, bir o kadar gerçek… Zor hayatların zoru ile yazılmış. Kolay anlatılır, kolay dinlenilir…
.: Eylül gülen çocuk
Gece soğuk ve karanlık, ellerim üşüyor. Ne zamandı, bilmiyorum. Biraz önce demek geliyor içimden. Kapıyı çektim, çıktım arkamda pervazda kapının tok sesi…
Bir düşten kaçıyorum, uykularımı bölen. Kaç gündür sıcak oda, sıcak yatak; başımı yastığa koyar koymaz sokulup, koynuma giriyor. Geceyi bana dar ve zor ediyor.
.: Karanlığına bir mum yak…
Hayatı acı sütüyle emziren yalanların burukluğuyla geldim sana. Susup öylece dinlerken bir an konuşmayı yarıda kesip oradan kaçmak istedim. Kendimden kaçamayacağım gibi senden de...
.: Kendimle barıştım…
Başkasını sevmenin kolayı, kendini sevmekten, kendimizle barışmaktan geçer. Kendisiyle barışık insan, çevresiyle dost, arkadaştır. Bu barış sadece çevresindeki insanlarla değil, uçan kuşu, yerdeki karıncayı gül dalındaki dikeni de içerir.
.: Senden kaçsam kendime uzak kalıyorum…
Bazen yastığa başımı koyduğumda uykuya dalmadan, bir duygudan diğerine savruluyorum, düşünüyorum…
Bir birinden uzak, bir birinden kopuk, bazen bir birini tamamlayan bu düşünceler o denli keskin, o denli hırçın ki, inanılmaz çatışmaların içine çekiyor beni. Uykum kaçıyor, kalkıp oturuyorum, elimde bir kitap, zor dönen sayfalar sabahı ediyorum…
















